<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title></title>
	<atom:link href="http://www.islamidinisohbet.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamidinisohbet.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2012 10:31:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Evlilikte Hanım Hakkı</title>
		<link>http://www.islamidinisohbet.com/evlilikte-hanim-hakki.html</link>
		<comments>http://www.islamidinisohbet.com/evlilikte-hanim-hakki.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 10:31:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[dini chat]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[evlilikte hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilikte Hanım Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[islami chat]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyette kadın hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidinisohbet.com/?p=80</guid>
		<description><![CDATA[Evlilikte Hanım Hakkı Sual: Hanımla iyi geçinmenin yolu nedir? CEVAP Hanımının güzel huylu olmasını isteyen, önce kendisi güzel huylu olmalıdır! Kur&#8217;an-ı kerimde, insana gelen musibetlerin, günahları sebebiyle geldiği bildirilmektedir. O halde, dinimizin emir ve yasaklarına riayet eden, hanımı ile iyi geçinir. Aliyy-ül Havas hazretlerine hanımı küsmüştü. Hanımı, kocasına muhalefet etmek için ayrı testi, ayrı bardak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evlilikte Hanım Hakkı </p>
<p>Sual: Hanımla iyi geçinmenin yolu nedir?<br />
CEVAP<br />
Hanımının güzel huylu olmasını isteyen, önce kendisi güzel huylu olmalıdır! Kur&#8217;an-ı kerimde, insana gelen musibetlerin, günahları sebebiyle geldiği bildirilmektedir. O halde, dinimizin emir ve yasaklarına riayet eden, hanımı ile iyi geçinir. </p>
<p>Aliyy-ül Havas hazretlerine hanımı küsmüştü. Hanımı, kocasına muhalefet etmek için ayrı testi, ayrı bardak kullanıyordu. Aliyy-ül Havas hazretleri, bir gün yanlışlıkla hanımının testisinden su içince, hanımı hemen testiyi kırmıştı. Hazret, &#8220;Testiyi niçin kırdın?&#8221; bile dememiş, hiçbir şey olmamış gibi davranmıştı.</p>
<p>Osman el-Hattab hazretlerinin komşusu, Nureddin Şuni efendi anlatır: Bir gece dışarı çıktım eski bir hasıra sarılı birinin dışarıda yattığını görüp (Sen kimsin, burada niçin yatıyorsun?) dedim. (Komşu ben Osman el-Hattabım. Oğlumun annesi, beni evden kovduğu için sokağa çıktım, onun kızgınlığı gidinceye kadar burada yatmaya karar verdim) dedi.</p>
<p>Huysuz hanım<br />
İbni Ebil Hamayil-i Sevri hazretlerinin hanımı huysuzdu. Kocasına ağzına geleni söyler, onu rahat bırakmazdı. O mübarek zat da hep sabrederdi. Yine bir gün hanımının yaptığı huzursuzluktan kurtulmak için uçarak kaçmıştı. Hanımı arkasından bakıp, (Hele şuna bak, uçup kaçmakla elimden kurtulacağını sanıyor) diye söylenmişti. Bizim gibilerin uçması mümkün olmayacağına göre, kaçmak suretiyle kavgadan, münakaşadan uzak durmaya çalışmalıyız. Haklı olduğumuzu ispata kalkışmamalıyız!</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir mümin, hanımına kızmasın! Kötü huyu varsa, iyi huyu da olur.) [Müslim]</p>
<p>(Kadın, zayıf yaratılışlıdır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusurlarını görmemeye çalışın!) [İbni Lal]</p>
<p>(Müslümanların iman yönünden en üstünü, ahlakı en güzel olanı, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranandır.) [Tirmizi]</p>
<p>(Müslümanların en iyisi, en faydalısı, hanımına en iyi, en faydalı olandır. Sizin aranızda hanımına karşı en iyi, en hayırlı, en faydalı olan benim.) [Nesai]</p>
<p>(Kocası razı oluncaya kadar, kadının namazları ve hiçbir iyiliği kabul olmaz.) [Taberani]</p>
<p>(Namazları kabul olmaz) demek, namaz borcundan kurtulur, fakat namaz kılmakla meydana gelecek büyük sevaba kavuşamaz demektir. Namazı boşa gider demek değildir. Bir kadından kocası razı olmazsa, kadın, günahının cezasını çektikten sonra, Cennete girer. Cennete sadece kâfirler girmez.<br />
Müslümanın günahı çok olsa da, sonunda mutlaka Cennete girer. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(İyi kadınlar, Allah’a itaat eder ve kocalarının haklarını gözetir. Kocaları yokken, onların namuslarını ve mallarını, Allah’ın yardımı ile korurlar.) [Nisa 34]</p>
<p>Eve gelince hanımına selam verip hatırını sormalı, üzüntü ve sevincine ortak olmalıdır. Çünkü, o başkalarından ümitsiz ve yalnız kendisine alışmış bulunan dostu, dert ortağı, kendini neşelendiricisi, çocuklarının yetiştiricisi ve çeşitli ihtiyaçlarının gidericisidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Haksız olarak hanımını dövenin, Kıyamette hasmı ben olurum. Hanımını döven, Allah ve Resulüne asi olur.) [R.Nasıhin]</p>
<p>(Kadınlarınıza eziyet etmeyin! Onlar, Allahü teâlânın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim]</p>
<p>(Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R.Nasıhin]</p>
<p>(Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır.) [İ.Lâl]</p>
<p>Huzurun anahtarı tebessümdür<br />
Sual: Akşama kadar yemek, çamaşır, dikiş gibi ev işleriyle uğraşıyorum. Beyim gelince yorgunluğumu dinlendirmesini arzularım. Kapıdan asık suratla girer. Gülümsediği yok. Selam vermez. Bir gün kazara yemek tuzlu olsa, küser yemek yemez. Hiç takdir ettiği bir şey yok. Hep kusur araştırır. Bu adam nasıl düzelir?<br />
CEVAP<br />
Kocasından şikayet eden hanımlar, hanımından şikayet eden erkekler, sanki dertlerine deva olacakmışız gibi bizden tavsiye bekliyorlar. Biz zaten devamlı yazıyoruz. Biraz da kendilerinin uyması, dikkat etmesi lazım. Genelde kavga, iki taraftan oluyor. Biri susar, özür dilerse kavga büyümez. Her iki taraf da ben haklıyım dediği sürece kavga bitmez. Suç genelde erkeklerde oluyor. Hanımını idare edemeyen erkek aciz demektir. Hanımını kötü yola düşüren de erkeklerdir. Hanımını kötü yerlere götürüyor, hanımı kötülük işleyince de, suçu hanıma yüklüyor. Hanım suçsuz demek istemiyoruz. Fakat asıl suçlu kocasıdır. Ona iyi bir ortam sağlamalıdır. Sağlamaktan aciz olan da evlilik sorumluğunu yüklenmemelidir. </p>
<p>Her iki taraf da ben haklıyım diyor. O evde hiç kavga biter mi? Bir erkek de şöyle yazmış:<br />
(Evimiz düzensiz. Hanım, doğru dürüst yemek pişirmez. İçeride pasaklı, dışarı giderken süslüdür. Çok konuşur, dinlemesini bilmez ve müsriftir.)</p>
<p>Birkaç tavsiyemiz var. Fakat tavsiyeden, nasihatten ne çıkar dememelidir! Uyana, dinleyene çok şey çıkar. Yeter ki uyulsun, dinlenilsin. Çünkü Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Nasihat müminlere elbette fayda verir.) [Zariyat 55]</p>
<p>Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:<br />
(Ahlakınızı güzelleştirin.) [İbni Lâl]</p>
<p>Ahlakı değiştirmek mümkün olduğu için böyle buyurulmuştur. Zaten din, güzel ahlak demektir. Şu halde dinin emrine uyup yasak ettiğinden kaçan, huyunu değiştirip güzel ahlaklı olur. Güzel ahlaklı olan da iki cihanda rahat olur. Şimdi esas konuya geçelim!</p>
<p>Kusursuz kul olmaz. Kusursuz arkadaş arayan, arkadaşsız kalır, kusursuz eş arayan bulamaz. Yiğitlik, kusurlu insanla iyi geçinmektedir.</p>
<p>Evde hiçbir şeyi kusurlu bulmamalıdır! Tenkit, münakaşa, bir yuvanın yıkılmasına veya huzursuz hale gelmesine sebep olur. Şunu iyi bilmeli ki, yalnız karı-koca değil, hiç kimse tenkitten hoşlanmaz. Herkes takdir bekler. Genel olarak kadınlar, süse düşkündür, giyimlerine dikkat ederler. Aldığı bir elbise için, (Bu elbise, sana ne kadar da güzel yakışmış) dersek, bir şey kaybetmeyiz. Çünkü dinimiz, hanımla iyi geçinmek için yalan söylemeyi bile caiz görmüştür. Hele haklı bir takdiri esirgemek ahmaklıktır.</p>
<p>Bir kadın için en büyük mutluluk, kocasının kendisini takdir etmesidir. Bilhassa kadınlar, basit şeylere dikkat ederler. Bayramlarda, mübarek gecelerde, evlenme yıldönümlerinde ufak da olsa bir hediye vermeyi ihmal etmemelidir!</p>
<p>Kadının biri, senelerce güzel yemekler yapar. Buna rağmen, beyinden en ufak bir takdir, bir teşekkür görmez. Bir gün kapalı bir sahan içinde saman koyup yemeklerle birlikte sofraya koyar. Beyi kabı açıp samanı görünce, şaşırır, kızarak;<br />
- &#8220;Bu ne, saman yenir mi? Ben hayvan mıyım?&#8221; diye çıkışır. Hanımı der ki:<br />
- Yıllardır nefis yemekler yapıyorum. &#8220;Beyim galiba iyiyi, kötüyü ayıramıyor. Önüne ne konsa yer&#8221; diye düşünmüştüm. Şimdi, yalnız kötüyü anladığın, iyiyi hiç anlamadığın meydana çıktı.</p>
<p>Kötüyü tenkit etmesini bilen, iyiyi de takdir etmekten aciz olmamalıdır! Takdirden aciz olan da, tenkitten vazgeçmelidir! Beğendiği yemekler ve hizmetler için teşekkür etmek gerektiği gibi, beğenmedikleri için de teşekkür etmek gerekir. Çünkü, beğenilmeyen yemekler için de aynı hizmeti yapmış, aynı gayreti göstermiştir. Onun için atalarımız, &#8220;An beni bir kozla da, varsın çürük çıksın!&#8221; derler. Biri, bize bir ceviz ikram etse, o da çürük çıksa, arkadaşa kızmak mı gerekir?</p>
<p>Yabancıya gösterilen nezaketin hiç değilse onda birini, evde karı-koca birbirine göstermelidir! Kabalık, sevgiyi köreltir, huzursuzluğa yol açar. Mesela yabancı birine (Hep aynı şeyi anlatıyorsun) diyemediğimiz halde, evimizde de hiç duymamış gibi dinleyemiyorsak, mesela (Yine aynı şeyleri mi anlatıyorsun) diyorsak, nezaketten ne kadar uzak olduğumuz anlaşılmış olur.</p>
<p>Evdeki mutluluk, iş yerindeki nezaketten daha mühimdir. Huzur, milyarları kazanmaktan daha önemlidir. O halde, takdir edici, nazik ve güler yüzlü olanın evinde geçimsizlik olmaz.</p>
<p>Peygamber efendimiz, eve gülümseyerek girer, selam verirdi. Üzüntülü de olunsa, tebessüm ihmal edilmemelidir! Çünkü &#8220;Lisan-i hal, lisan-ı kalden entaktır&#8221;, yani, hareketlerimiz, sözlerimizden daha fazla tesir eder.</p>
<p>Evet, tebessüm ateşinde erimeyen maden bulunmaz. Kalblerin fethi gülümsemekten geçer. Bir tebessüme esir olan genç, bir kızın hiçbir meziyetini dikkate almadan onunla evlenmek hatasına kurban gidebilir.</p>
<p>Müslüman güler yüzlü, münafık asık suratlı olur. Tebessüm, bedavadır, alanı mutlu eder, vereni üzmez. Bazen bir tebessümün hatırası ömür boyu unutulmaz. Huzurun anahtarı tebessümdür. Tebessüm edemeyen zavallıdır. Gülümsemesini bilmek, dünya ve ahiret saadetine sebep olur.</p>
<p>Hanımla iyi geçinmek gerekir<br />
Sual: Ev işlerinde çok gevşek olan, saliha bir hanımım var. Ütüyü geç yapar, çamaşırları geç yıkar. Yemekleri tatsız tuzsuzdur. Bunu bırakıp da, dört dörtlük birisiyle evlenmem uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Din kitaplarında yazıyor ki, kadın çamaşır yıkamaya, yemek pişirmeye ve hatta çocuğuna bakmaya mecbur değildir. Mecbur olmadığı işlerde onu, çamaşırcı, aşçı, hizmetçi gibi kullanmaya kimsenin hakkı yoktur.</p>
<p>Yeryüzünde dört dörtlük kadın olmaz. Hepsinin iyi yönü olduğu gibi, kötü yönü de olabilir. Bir atasözü var. (Elin karısı ele kız, elin tavuğu ele kaz görünür) derler. Kadından çok şey beklemek, dini bilmemenin alametidir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Kadın doğrultmaya çalışılırken, kırılabilir. Kırılması boşanması demektir.) [Buhari]</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde, insana gelen musibetlerin, günahları sebebiyle geldiği bildiriliyor. Fudayl bin İyad hazretleri, (Eşim huysuzluk yapınca, dine aykırı bir iş yaptığımı anlardım. Hemen o şeye tevbe edince, eşimin huysuzluğu da giderdi. Böylece, tevbemin kabul edildiğini de anlardım) buyurdu. O halde Müslüman erkek, eşiyle iyi geçinir. Çünkü Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
(Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Allah&#8217;ın emanetine yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim]</p>
<p>Şu halde kimin emaneti olduğunu düşünmeli, Allah&#8217;ın emanetine hıyanet etmemeli.</p>
<p>Erkek hep kendini kusurlu görmeli, (Ben iyi olsaydım, o böyle olmazdı) diye düşünmeli. Eşinin iyiliğini, iffetini, Allahü teâlânın büyük nimeti bilmeli. Onun huysuzluklarına iyilikle muamele etmeli, iyiliği çoğalıp, her işi seve seve yapınca, ona dua etmeli ve Allahü teâlâya şükretmeli. Çünkü uygun bir kadın, büyük bir nimettir. İyi davranmak, sadece hanımı üzmemek değil, onun verdiği sıkıntılara da katlanmak demektir. Yani bir erkek, ben iyi bir kocayım diyorsa, hanımından gelen sıkıntılara katlanması gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Eyyüb aleyhisselam gibi mükâfatlara kavuşur) [İ. Gazali]</p>
<p>İyi Müslüman olmak için hanımla iyi geçinmek şarttır. Çünkü Allahü teâlâ, (Onlarla iyi, güzel geçinin) buyuruyor. (Nisa 19)</p>
<p>İyi geçinme, güzel geçinmek, ne demektir? İyi erkek, sadece eşine kötülük etmeyen değil, eşinden gelen sıkıntılara da katlanandır. Eğer bir erkek, eşinden gelen sıkıntılara katlanamıyorsa, iyi birisi olduğunu iddia edemez, buna hakkı da yoktur.</p>
<p>Mürşid-i kâmil olan büyük zatlar, talebelerine, (Hanımını üzeni sevmeyiz. Allahü teâlâ evin içini hanıma verdi. Bir erkek evin içine ne kadar çok karışırsa, dünya ve ahirette çok sıkıntı çeker) buyururdu. İki hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(İman yönünden en üstün mümin, hanımına, en iyi davranandır.) [Tirmizi]</p>
<p>(Eşinin haklarını ifa etmeyenin namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]</p>
<p>Erkek, eşinin yemeğine karışmaz, temizliğine karışmaz, ütüsüne, eşyaları düzenlemesine karışmaz. Onun dünyası evidir. İstediğini yapar. Yemek yapmamışsa, olsun peynir ekmek yeriz demesi gerekir. Tuzlu tuzsuz yapmışsa ses çıkarmaz. Yemek yanmışsa hiç görmemesi gerekir. Eğer erkek bunları yaparsa, kadın kocasına hayran olur, kendisi utanır, düzeltmeye çalışır. Aksine niye böyle yapıyorsun denirse, iş çığırından çıkar. Kadın zayıftır, tez üzülür, tez sevinir, çok şeyi bir anda silip atar. Bütün iyiliklerini unutur. Bunun için boşama hakkı erkeğe verilmiştir. Erkekten daha dirayetli kadın olmaz mı; elbette olur, ama istisnalar kaideyi bozmaz. </p>
<p>Yine büyük zatlar buyuruyor ki:<br />
(Hanım, evde hizmetçi değil, sultandır. Hanımını üzmek akıllı insanın yapacağı iş değildir. Bir Müslüman, hanımını nasıl üzer, akıl almıyor. Aklı olan karı koca, birbirini üzmez. Hayat arkadaşını üzmek, incitmek, ahmaklık alametidir. Zalim, huysuz kimsenin eşi, devamlı üzülerek sinirleri bozulur. Sinir hastası olur. Sinirler bozulunca, çeşitli hastalıklar hasıl olur. Hayat arkadaşı hasta olan bir eş, mahvolmuş, mutluluğu sona ermiş demektir. Eşinin hizmet ve yardımlarından mahrum kalmıştır. Ömrü, onun dertlerini dinlemekle, ona doktor aramakla, ona alışmamış olduğu hizmetleri yapmakla geçer. Bütün bu felaketlere, bitmeyen sıkıntılara kendi huysuzluğu sebep olmuştur. Dizlerini dövse de, ne yazık ki bu pişmanlığının faydası olmaz. O halde; eşine yapılacak huysuzluğun zararı kendine olur. Ona karşı, hep güler yüzlü, tatlı dilli olmaya çalışmalı! Bunu yapabilen, rahat ve huzur içinde yaşar, Allahü teâlânın rızasını da kazanır!)</p>
<p>Bir kadına kaşın böyle gözün şöyle demek, yani çirkinsin demek, öldürmekten beterdir. Bir arkadaş anlattı:<br />
Yakın akrabamız bir bayan, (Kocam bana esmersin, pasaklısın dedi, hiçbir zaman “Güzelsin, seni seviyorum” demedi, hep kötü yönlerimi söyledi, elin adamlarından güzel söz duyunca, ister istemez gönlüm o adamlara düştü, kocamdan soğudum) dedi. Bu durumu iyi bilen bir arkadaş, oğlunu evlendirirken (Aman oğlum, eşinle kavga etsen, kötü söz söylesen bile, ona sen çirkinsin deme, her zaman güzel olduğunu söyle) derdi. Kızımla annesi tartışınca, kız bana, (Baba bu köylüyü nereden buldun da aldın) der. Ben de, (Ama annen güzeldi onun için) derim. Kavga biter hemen.</p>
<p>Bir de, daha önce başından bir evlilik geçmişse, hanım sorsa bile, eski eşten kesinlikle bahsetmemelidir. Eski eşin adını sakın evde anmamalı. Bir gün Peygamber efendimiz, vefat eden Hazret-i Hatice validemizi anınca, kadınların en üstünü olan Âişe validemiz bile üzüldü. O üzülünce kim üzülmez ki?</p>
<p>Kadın, erkek iyi geçinmek için yalan söyleyebilir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Erkek, eşini, eşi de, beyini idare etmek için yalan söylerse günah olmaz.) [Müslim]</p>
<p>İbni Erkam hazretleri, Hazret-i Ömer’e, (Eşim, beni sevmediğini söyledi. Beni sevmeyen bir kadınla birlikte yaşayamam, ayrılmak istiyorum) dedi. Hazret-i Ömer, kadına sordu:<br />
- Kocana, seni sevmiyorum dedin mi?<br />
- Evet dedim.<br />
- Niçin?<br />
- Bana sordu. Ben de yalan söyleyemedim. Yoksa burada yalana izin var mıdır?<br />
- Elbette burada yalan söylemeye izin vardır. Bir kadın, kocasını sevmese de, onu üzmemek için, yalan söylerse günah olmaz.</p>
<p>Hanımı idare etmek, onu haramdan korumak, neşelendirmek birinci vazife olmalıdır. </p>
<p>Evliya zatlar buyuruyor ki:<br />
(Talebeye ne yapılırsa, hocasına gider. Evlada yapılan bir şey, babaya yapılmış gibidir. İyilik de kötülük de.)</p>
<p>O halde büyükleri üzmemek için saliha hanımla iyi geçinmek zorundayız. </p>
<p>Saliha hanım, bulunmaz nimettir, Cennet nimetidir. Cennet nimetinin kıymetini bilmek, muhafaza etmek her Müslümanın vazifesi olmalı.</p>
<p>Çocukları kavgalı, stresli bir ortamda yetiştirmemeli. Yarının büyüğü olarak yetiştirmeli. Ivır zıvır şeylerle bu hayatı kendimize, çoluk çocuğumuza zehir etmemeliyiz. Problemli ailelerin çocuklarıyla kimse oğlunu kızını evlendirmek istemez. Bu da ayrı bir konu.</p>
<p>Bütün sıkıntılar ölümü unutmaktan, hak ve hukuka riayet etmemekten yani dine uymamaktan ileri gelir. Bir zat anlatır:<br />
(Bir gün bana bir arkadaş geldi. Hanımı ile hiç geçinemiyormuş. Evde her gün basit şeyler yüzünden tartışma oluyormuş, bıkmış bu tartışmalardan, artık ondan ayrılmak istiyordu. Bunların münakaşaları yüzünden iki taraf aileleri de birbirine girmiş. Hanımı bunun tarafına, bu da hanımının tarafına düşman vaziyette. Kanlı bıçaklı deniyor ya aynen öyle imişler. Yine bir gün perişan bir vaziyette geldi, hiçbir nasihat dinleyecek halde değildi. Ya Rabbi, ben buna ne diyeyim diye düşündüm. Sonra ona, “Ayrılsan da fark eden bir şey olmayacak, bir ay kadar ömrün kaldı, ne istiyorsan git yap” dedim. Bu sözü duyan arkadaş şok oldu, rengi attı, yine perişan bir durumda çıkıp gitti. </p>
<p>Sonra arkadaşlardan ve kendisinden dinlediğim için ne yaptığını anlatayım. Kapıdan çıkar çıkmaz özel kalemdeki arkadaşlarla helalleşmeye başlamış. Rastladığı herkesle helalleşiyormuş. Eve gidince kavgalı hanımına, (Hatun gel demiş, bunca zamandır seni üzdüm, sana iyi kocalık yapamadım, istediğini alamadım, hakkına riayet edemedim, ne olur beni affet, bana hakkını helal et) demiş. Tabii bunu ağlamaklı diyor, gerçekten diyor. </p>
<p>Hanımı bakmış, Allah Allah, bu adama ne oldu da böyle şeyler yapıyor, acımış ona, bey demiş, sen hakkını helal et, ben hep edepsizlik yaptım, seni çok üzdüm demiş. Başlamışlar ağlamaya, sarılıp ağlaşmışlar. Sonra adam, kavgalı olduğu kayınpederlerine gitmiş. Aynı şekilde onlardan ağlamaklı olarak özür dilemiş, size iyi evlatlık yapamadım, hizmet edemedim, ne olur beni affedin, hakkınızı helal edin demiş. Onlar da şaşırmışlar, yavrum demişler, sen hakkını helal et, biz büyüklük yapamadık, sizi hoş göremedik, sizin aranızı çok zaman biz bozduk. Sen bizi affet, hakkını helal et diyerek ağlaşmışlar. Sonra hanımı da bunun kavgalı olduğu annesine babasına gitmiş. Aynı şekilde o da onlardan özür dilemiş, size iyi gelinlik yapamadım, çok edepsizlik ettim, sizi çok üzdüm demiş, helallik istemiş. Onlar da aynı şekilde mahcup olup, asıl sen bizi affet hakkını helal et, biz büyüklük yapamadık, sizi çok üzdük demişler, sarılıp ağlaşmışlar. Evde ise her gün sanki Cennet hayatı yaşıyorlar. Karı koca birbirlerine hizmet ediyor, terlik vesaire getiriyorlarmış. Bir dedikleri iki olmuyormuş.</p>
<p>Ama arkadaş, benim sözümü hiç söylememiş. Bir ayın dolması için günleri sayıyormuş. Günler yaklaştıkça bunun iyiliği artıyormuş, geceleri ibadeti artıyormuş. Bunun iyiliği artınca hanımının da ve ailelerin de iyiliği artıyormuş. Derken bir ay dolmuş. Ha bugün öleceğim derken, nedense ölmemiş. Kesin bir ay denmedi, bir ay kadar dendi, belki birkaç gün daha var diye düşünmüş. Birkaç gün daha beklemiş, yine ölmemiş. Sonra yanıma geldi, odadan içeri girince, (Efendim ben ölmedim) dedi. Ne ölmesi dedim. Efendim siz bana demiştiniz ki bir ay kadar ömrün kaldı, o bir ay doldu ama ben ölmedim. Kardeşim, ben senin ne zaman öleceğini bilemem, ama şunu biliyorum, ölüm var, bir gün elbette öleceksin. Ölecek adam kavga niza ile hayatını zehir etmez. Şu andaki hayatından memnun musun dedim. Evet hiç tartışmamız olmuyor dedi. Haydi böyle devam edin dedim. İki çocukları oldu, gül gibi geçinip gidiyorlar. Bütün mesele ölümü unutmamak. Ölümü unutunca ne oluyor, unutmayınca ne oluyor bu açık bir örnek.)</p>
<p>Çeşitli sual ve cevaplar</p>
<p>Sual: Hanımdan ayrılınca da mehrini vermek gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Hanımından ayrılan erkeğin, hanımının mehrini vermesi gerekir. Mehr kul hakkıdır. Peygamber efendimiz, günahları, haramları sayarken buyuruyor ki:<br />
(Hevesi geçince hanımını bırakıp mehrini vermemek. Çalıştırdığı işçiye ücretini vermemek. Zararsız hayvanı sebepsiz öldürmek.) [Hakim]<br />
Erkek hanımını ahlaksızlığı sebebiyle de boşasa, yine mehrini verir. Çocuk erkeğe verilmişse, kadına ayrıca nafaka verilmez.</p>
<p>Sual: Evleneli yedi sene oldu. Kocamla beraber olamadık. Yani kusur kocamdadır. Artık ayrılmaya karar verdim. Dinen ayrılmak istemem günah olur mu? Kocam ayrılmamı istemiyor, ayrılmak istiyorum dediğim zaman ağlıyor. Doktora da gitmiyor. Psikolojik bir rahatsızlığı var.<br />
CEVAP<br />
Seadet-i Ebediyye’de diyor ki:<br />
(Kendinde engel bulunmayan kadın, zevcinin innin yani hadım, iktidarsız olduğunu anlarsa, nikahın feshi için, çok zaman sonra bile, dava açabilir. Erkek inkâr ederse, kadı yani hakim bir ebeye muayene ettirir. Zevceyi bakire bulursa, bir yıl sonra tekrar muayene ettirir. Yine bakire bulunursa aralarını tefrik eder [ayırır]. Tam mehrini verir ve kadının da iddet beklemesi lazım olur. Bir kere cima yapınca kadının dava açma hakkı kalmaz ise de, birden fazlasını terk etmesi günah olur. İnnin, ihtiyarlık, tenasül hastalığı veya büyü sebebi ile cima yapamayandır.) </p>
<p>Sual: Beyimin borcu var. Ben de bu borcumuzu daha çabuk ödeyip, sıkıntıdan kurtulmak için gayrimüslim hanımların yanında çalışıyorum. Uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Bayan çalışmaya mecbur değildir. Kendi arzunuzla erkeklerin olmadığı bir yer varsa, yani günah işlemeden çalışma imkanı varsa çalışabilirsiniz. Beyinizin borcu sizi ilgilendirmez.</p>
<p>Sual: Kocam zengin. Ne kendi güzel giyiniyor, ne de bize alıyor. Doğru mu yapıyor?<br />
CEVAP<br />
Zengin bir kimsenin, durumuna uygun giymemesi ve ev halkına da aynı şeyi yapması doğru değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ, sana bir mal verdiği zaman, bu nimet ve ikramın eseri, senin üzerinde görülsün.) [Ebu Davud]</p>
<p>(Allahü teâlâ, birinize mal ihsan ettiğinde, ikrama, önce kendisinden ve ev halkından başlasın!) [Müslim]</p>
<p>Sual: Beyim beni, Avustralya’ya götürmek istiyor. Burada çok tanıdıklarımız var. Durumumuz da iyidir. Ben de tanımadığım gayrimüslim ülkeye beni götürme diye itiraz ediyorum. Yakınlarım beyine itiraz etmek günahtır diyorlar. Burada itiraz hakkım yok mu, yani götürme beni demem günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Bu konuda itiraz etmeniz günah olmaz. Hindiyye&#8217;de (Zamanımızda, erkek, hanımı istemezse, onu başka memlekete götüremez) diyor. Bu bakımdan bir zaruret yoksa götürmemeli, huzursuzluğa sebep olmamalıdır. Orada rahat edecekseniz zaten siz de itiraz etmezsiniz. Böyle işlerde anlaşarak karar vermelidir.</p>
<p>Sual: Hanımı başka memlekete götürmek uygun değil deniyor. Ben hanımımı İstanbul’dan Erzurum’a, Konya’ya götüremez miyim?<br />
CEVAP<br />
Gezdirmeye her yere götürürsünüz elbette. Onu Konya’ya, Erzurum’a yerleştirip kendiniz zaruretsiz İstanbul’da ikamet etmeniz uygun olmaz. Onu kendi ikamet ettiğiniz yerde, akrabalarının ikamet ettiği yerde bulundurmalısınız. Bir de kadın razı olmadıkça, onu memleketindeki akrabalarının yanından alıp başka memlekette ikamete zorlamak da uygun değildir.</p>
<p>Sual: Erkek, hanımı razı olmadığı halde, çocuk olmaması için tedbir alabilir mi veya hanımını tedbir almaya zorlayabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır.</p>
<p>Sorumlu dört erkek<br />
Sual: Cehenneme müstahak olan kadın, kocası, babası, kardeşi ve oğlu olmak üzere, dört erkeği de, beraberinde götürecekmiş. Bu dört erkek, bu kadının hangi hallerinden sorumludur?<br />
CEVAP<br />
Engel olabilecekleri bütün günahlarından sorumludur. Babası, kardeşi, daha çocukken ona Ehl-i sünnet itikadını öğretmeli, namaz kıldırmalı, tesettüre riayet ettirmeli, haramlardan ve ileride haram işlemesine sebep olacak işlerden, uzak tutmalı. Evlenecek çağa gelince, dinini bilen salih birisiyle evlendirmeli. Bundan sonra, kocasının sorumluğu da başlar. Oğlu olur ve çocuğu akıl baliğ olunca, onun sorumluluğu da başlar.</p>
<p>Nafaka parası<br />
Sual: Beyim, bana harçlık vermiyor. Evin ihtiyaçları için bıraktığı paraların bir kısmını, yakınlarıma alacağım hediyeye vermem caiz midir? Bir de, kayınvalidemin kocası olmayıp, fakir olduğu için yanımızda kalıyor. Kayınvalidem, oğlunun cebinden para alıp harcayabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Erkek, hanımının veya annesinin parasını onlardan izinsiz harcayamadığı gibi, siz de, kayınvalideniz de, beyinizin parasını ondan izinsiz harcayamazsınız. Nafakaya dâhil olan yiyecek ve giyeceği almıyorsa, aç ve açıkta bırakıyorsa, o zaman sadece, nafaka kadarını almak caiz olur; çünkü erkek, hanımının da, annesinin de, nafakasını vermeye mecburdur.</p>
<p>İzinsiz hacca gitmek<br />
Sual: S. Ebediyye’de (Zevcesinden izinsiz sefere, hatta nafile hacca gitmemeli) deniyor. Bu, gitmesi haram mı demek, yoksa hanımıyla iyi geçinmek için izin almalı anlamında mıdır?<br />
CEVAP<br />
İyi geçinmek için, izinli gitmeli anlamındadır. Eğer, erkek nafaka bırakmadıysa, hanımından izinsiz hacca gitmesi de haram olur. Nafaka bırakmışsa, izin vermese de gidebilir.</p>
<p>Başka şehre yerleşmek<br />
Sual: Hanımını bırakıp başka şehre yerleşmek günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Evet, mazeretsiz olursa günahtır.</p>
<p>Cenaze masrafı<br />
Sual: Evli kadın ölünce, cenaze masraflarını kim verir?<br />
CEVAP<br />
Cenaze masrafı nafakaya dâhil olduğu için cenaze masrafını kocası verir. Kadının mirasını alanların vermesi gerekmez.</p>
<p>En kaliteli seviyeli dürüst <a href="http://www.islamsohbeti.net" title="islami sohbet">islami sohbet</a> sitesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidinisohbet.com/evlilikte-hanim-hakki.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dua okumakla fakirlikten kurtulmak</title>
		<link>http://www.islamidinisohbet.com/dua-okumakla-fakirlikten-kurtulmak.html</link>
		<comments>http://www.islamidinisohbet.com/dua-okumakla-fakirlikten-kurtulmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 15:59:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[dua ile fakirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Dua okumakla fakirlikten kurtulmak]]></category>
		<category><![CDATA[islami chat]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[zenginlik duası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidinisohbet.com/?p=78</guid>
		<description><![CDATA[Dua okumakla fakirlikten kurtulmak Sual: (Şu duayı okuyan fakirlikten kurtulur) deniyor. Dua okumakla fakirlikten nasıl kurtulunur? CEVAP Dinimiz çalışarak kazanmayı emretmektedir. Hazret-i Ömer, (Çalışın, kazanın, çalışmadan rızık beklemeyin! Allahü teâlâ gökten para yağdırmaz) buyurdu. Hazret-i Lokman Hakim de, (Çalışmayıp muhtaç olanın dini ve aklı noksandır) buyurdu. Rızık için endişe etmemeli! Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dua okumakla fakirlikten kurtulmak</p>
<p>Sual: (Şu duayı okuyan fakirlikten kurtulur) deniyor. Dua okumakla fakirlikten nasıl kurtulunur?<br />
 CEVAP<br />
 Dinimiz çalışarak kazanmayı emretmektedir. Hazret-i Ömer, (Çalışın, kazanın, çalışmadan rızık beklemeyin! Allahü teâlâ gökten para yağdırmaz) buyurdu. Hazret-i Lokman Hakim de, (Çalışmayıp muhtaç olanın dini ve aklı noksandır) buyurdu.</p>
<p>Rızık için endişe etmemeli! Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
 (Her canlının rızkı Allah’a aittir) buyuruldu. (Hud 6)</p>
<p>(Şeytan, sizi fakirlikle korkutup, fahşaya sürükler [cimriliğe, her türlü kötülüğe teşvik eder.]) [Bekara 268]</p>
<p>(Yeryüzüne dağılın, Allah’ın fazlından rızkınızı arayın!) [Cuma 10]</p>
<p>Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
 (En güzel rızık, helale, harama dikkat edilerek alın teri ile kazanılandır.) [Nesai]</p>
<p>(İbadet on kısımdır, dokuzu çalışıp helal kazanmaktır.) [Deylemi]</p>
<p>(Rızık için üzülme, takdir edilen rızık seni bulur.) [İsfehani]</p>
<p>Çalışmak farzdır<br />
 Nafakasını kazanacak ve borçlarını ödeyecek kadar çalışıp kazanmak farzdır. Cafer Huldi hazretleri, (Büyüklerimiz, kendi için değil, din kardeşlerine yardım için, çalışıp kazanmıştır) buyuruyor.</p>
<p>Müslümanlara yardım için, cihad etmek için fazla çalışıp kazanmak müstehaptır, iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
 (İnsanların en iyisi, insanlara faydalı olandır.) [Kudai]</p>
<p>Şu duayı okuyan fakirlikten kurtulur demek, o dua kabul olmuşsa, ona bir çalışma kapısı açılır veya ummadığı yerden rızka kavuşur demektir. Hastalığı için dua eden de şifaya sebep olan ilaca veya başka bir sebeple sıhhate kavuşur. Çalışmak rızkı artırmaz. Rızkı veren Allahü teâlâdır. Çalışmak sebebe yapışmaktır. Sebeplere yapışmak sünnettir. (El-İhtiyar)<br />
 [Duaların kabul olması için Ehl-i sünnet itikadında olmak, Allahü teâlânın emirlerini yapıp yasaklarından kaçmak gerekir.]</p>
<p>İhtiyaçtan kurtulmak, bereketli rızka kavuşmak için sebeplere yapışmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
 (Ömrüm uzun, rızkım bol olsun diyen, akrabasını ziyaret etsin, görüp gözetsin!) [İ. Ahmed]</p>
<p>(Sabah uykusu rızka manidir.) [Beyheki]</p>
<p>(Allah korkusunu sermaye edinen, rızka ticaretsiz ve sermayesiz kavuşur. Kur&#8217;an-ı kerimde, &#8220;Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve rızkını ummadığı yerden gönderir&#8221; buyuruldu.) [Talak 2, 3 - Taberani]</p>
<p>(Eve girerken &#8220;İhlas&#8221; suresini okuyan, fakirlik görmez.) [T. Kurtubi]</p>
<p>(Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere &#8220;La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim&#8221; derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir’a]</p>
<p>(Günde yüz kere, La ilahe illallah, el-melikül hakkul mübin, Muhammedün Resulullah, sadikul vâdil emin diyen, fakirleşmez, zenginleşir, kabirde kendisine yoldaş olur, Cennetin kapısını da açmış olur.) [Hatib]</p>
<p>(Rızka kavuşan çok hamd etsin! Rızkı azalan istiğfar etsin!) [Hatib]</p>
<p>(Hamd; &#8220;Elhamdülillah&#8221;, İstiğfar; &#8220;Estağfirullah&#8221; demektir. İstiğfar etmek, günahların affına sebep olan iyilikleri yapmaktır.)</p>
<p>(Ana-babaya, evlada bakmak, kimseye muhtaç olmamak için çalışmak cihaddır.) [İ. Asakir]</p>
<p>(İhtiyacını halka açan, ihtiyaçtan kurtulamaz. Allah’a arz eden, ihtiyaçtan kurtulur.) [Hakim]</p>
<p>(Allahü teâlâ sanat sahibi mümini sever.) [Taberani]</p>
<p>(Çalışıp kazanmak her müslümana farzdır.) [Taberani]</p>
<p>(Çalışmayıp kendini sadaka isteyecek hâle düşüren 70 şeye muhtaç olur.) [Tirmizi]</p>
<p>(Kimseye muhtaç olmamak ve ana-baba, çoluk-çocuğunu da muhtaç etmemek için işe gidenin her adımı ibadettir.) [Taberani]</p>
<p>(Geçimini helalinden kazanmak, Allah yolundaki cihad gibidir.) [Deylemi]</p>
<p>(Cihad, sadece kılıç sallamak değildir. Ana-babaya, evlada bakmak, kimseye muhtaç olmamak için çalışmak da cihaddır. Çalışıp kimseye yük olmayan mücahiddir.) [İ.Asakir]</p>
<p>Çocuklarının geçimi için sıkıntı çeken birine, Peygamber efendimiz, (Neden istiğfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istiğfar ederim) buyurdu. Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlık, fakirlik, çocuksuzluktan şikayette bulunuldu. Hepsine de istiğfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, Nuh suresinden şu mealdeki âyet-i kerimeleri okudu:<br />
 (Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin.) [Nuh 10-12]</p>
<p>İstiğfar edileceği zaman yüz defa (Estağfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) demeli ve manasını düşünmelidir! Manası şöyledir: (Kendisinden başka ilâh bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allah’a istiğfar eder, günahlarıma pişman olup Ona sığınırım.) [Azim, zatı ve sıfatları kemalde, Hay, ezeli ve ebedi bir hayatla diri olan, Kayyum, zatı ile kaim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.]</p>
<p>Borçtan kurtulmak için, (Allahümme ekfini bihelâlike an haramike ve agnini bi fadlike ammen sivâke) duasını okumalı.</p>
<p>Hadis-i şerifte, (Ya Muaz, şu duayı okursan, dağ gibi borcun olsa da, Allah ödetmeyi nasip eder) buyuruldu. Al-i imran suresinin 26. âyeti okunduktan sonra, şu dua okunur: Ya Rahmâneddünyâ vel âhireti ve rahimehümâ tu’ti minhümâ mâ teşâü ve temne’u mâ teşâü ferhamni rahmeten tugni bihâ an rahmeti men sivâke. Allahümmekdi anni deyni. (Hakim)</p>
<p>Her türlü tedbire rağmen, zengin olamayan da, haline şükretmeli, fakirliğe sabretmelidir. Çünkü hadis-i şerifte (Fakirlik, dünyada kusur ise de, ahirette süstür) buyuruldu. Bir kişi &#8220;Ya Resulallah! Vallahi seni seviyorum&#8221; dedi, bunu üç kere tekrar etti. Resulullah efendimiz, ona (Beni seven, fakirlik için bir zırh hazırlasın. Çünkü beni sevene fakirlik, dağın tepesinden inen selden daha süratli gelir) buyurdu.</p>
<p>Mal ne kadar çok olursa hesabı vardır, haramdan kazanılmışsa azabı vardır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
 (O gün, size verilen her nimetten sorguya çekileceksiniz.) [Tekasür 8]</p>
<p>Dert ve borçtan kurtulmak için<br />
 Sual: Peygamber efendimizin, Eshab-ı kiramdan Ebu Ümâme hazretlerine, dertten ve borçtan kurtulması için öğrettiği dua nasıldır?<br />
 CEVAP<br />
 Eshab-ı kiramdan, Ebu Said Hudri hazretleri anlatıyor:<br />
 Resulullah efendimiz, bir gün, mescide girdi ve Ensar’dan Ebu Ümâme’ye rastladı ve kendisine, (Yâ Ebâ Ümâme! Namaz dışında niye mescidde oturuyorsun?) diye sordu. Ebû Umâme, (Beni saran dertler ve borçlar yüzünden yâ Resûlallah) dedi. Resulullah, (Sana bir duâ öğreteyim, bunu okuduğun zaman, Allah derdine devâ verir, borcunu ödettirir. Sabah ve akşam bu duâyı oku) buyurdu. Dua şöyledir: (Allahümme innî eûzü bike minel-hemmi vel-hazen ve eûzü bike minel-aczi vel-kesel ve eûzü bike minel-cübni vel-buhl ve eûzü bike min galebetid-deyni ve kahrir-ricâl.)</p>
<p>Hazret-i Ebû Ümâme, (Bunu okudum, dertten ve borçtan kurtuldum) dedi. (Ebu Davud)</p>
<p>Bu dua, (Yâ Rabbi, kederden, dertten, âcizlikten, tembellikten, korkudan, cimrilikten, borcumu ödeyememekten ve insanların kahrından sana sığınırım) demektir.</p>
<p>Borçtan kurtulma duası<br />
 Sual: Borçtan kurtulma duası var mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Gerekli borç duaları sitemizde yazılıdır. Bir tanesini daha bildirelim. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
 (Ya Muâz! Sana bir dua öğreteyim mi? Uhud Dağı kadar borcun olsa da, Allah onu ödemek nasip eder. Şöyle dua et:<br />
 Allahümme mâlikel-mülki tü’til-mülke men teşâü ve tenziül-mülke mimmen teşâü ve tüizzü men teşâü ve tüzillü men teşâü bi-yedikel-hayr inneke alâ külli şey’in kadîr. Tûlicul-leyle fin-nehâri ve tûlicün-nehâre fil-leyli ve tühricul-hayye minel meyyiti ve tühricul-meyyite minel-hayyi ve terzuku men teşâü bi-gayri hisâb. [Buraya kadar olan kısım, Âl-i İmran suresinin 26-27. âyetleridir. Aslına bakarak okumalı.] Rahmened-dünyâ vel-âhireti ve rahîmehümâ tu’tîhimâ men teşâü ve temneu min-hümâ men teşâü, irhamnî rahmeten tu’nînî bihâ ammen sivâke.) [Taberani]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidinisohbet.com/dua-okumakla-fakirlikten-kurtulmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Falcılık, Bâtıl inanç ve Hurafeler</title>
		<link>http://www.islamidinisohbet.com/falcilik-batil-inanc-ve-hurafeler.html</link>
		<comments>http://www.islamidinisohbet.com/falcilik-batil-inanc-ve-hurafeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 15:57:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Bâtıl inanç ve Hurafeler]]></category>
		<category><![CDATA[chatsohbet]]></category>
		<category><![CDATA[dini chat]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Falcılık]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi dinle]]></category>
		<category><![CDATA[islami chat]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi dinle]]></category>
		<category><![CDATA[risale sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidinisohbet.com/?p=76</guid>
		<description><![CDATA[Falcılık, Bâtıl inanç ve Hurafeler Sual: Fal günah mıdır? Falcılık ve büyücülük aynı şey midir? CEVAP Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal hurafedir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Falcının, büyücünün söylediklerine inanan, Kur&#8217;an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani] (Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim] Cinci hocanın cinden kurtardığına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Falcılık, Bâtıl inanç ve Hurafeler</p>
<p>Sual: Fal günah mıdır? Falcılık ve büyücülük aynı şey midir?<br />
 CEVAP<br />
 Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal hurafedir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
 (Falcının, büyücünün söylediklerine inanan, Kur&#8217;an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]</p>
<p>(Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim]</p>
<p>Cinci hocanın cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz değildir. Çalınanları, kaybolanları bilirim diyen ve buna inanan da kâfir olur. “Bana cin haber veriyor, onun için biliyorum” derse, yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız Allahü teâlâ, bir de onun vahy ve ilham ettikleri bilir. Cin, bu iki yoldan öğrendiğini haber verirse, “Bana falanca evliya bildirdi” derse küfür olmaz. Cinden arkadaş edinip, olmuş şeyleri ona sorup, ondan öğrenmek ve bunları başkalarına bildirmek de caiz değildir. Çünkü cinlerin gördüğü şeyleri doğru anlatıp anlatmadığı bilinemez.</p>
<p>Cincilere ve büyücülerin, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile, Allah’tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfürdür. Büyü öğrenmek de, öğretmek de haramdır. Müslümanları zarardan korumak için öğrenmek de haramdır. Hayırlı iş yapmak için de haram işlemek, büyü çözmek için büyü yapmak da caiz değildir. Büyü yaparken, küfre sebep olan bir şey yapmak küfürdür. Böyle olmazsa, büyük günahtır. Hadis-i şerifte (Büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir) buyuruldu. (Bezzar)</p>
<p>Burçlara göre fal açmak da hurafedir. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa, bütün dünyadaki insanlar burç sayısı kadar yani 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.</p>
<p>Siftah olarak alınan parayı çeneye sürmek, güvercine kağıt çektirmek, misafir giden evi 3 gün süpürmemek, salı günü yola çıkmamak, sabunu elden ele vermemek, kötü bir şey söylendiği vakit eliyle bir yere tıklayarak şeytan kulağına kurşun demek, cenazede küreği birinin eline vermeyip yere atmak, lohusa kadının kırkı çıkıncaya kadar, dışarı çıkmaması, yanında birisinin bulunması, hatta yanına bir süpürge olsun koymalı demek, kırkı çıkmamış iki çocuğu birbirinin yanına getirmemek bâtıl inançtır.</p>
<p>Hıdrellezi, Nevruzu, Noeli kutlamak, dert ve dilek için yatırlarda bulunan ağaçlara çaput bağlamak, türbelere mum dikmek, cenazeyi yüksek sesle tekbirle veya marşla götürmek, matem işaretleri taşımak, çelenk götürmek caiz değildir.</p>
<p>Bid’at olmayanlar<br />
 Bid’at ehli, aşağıdakileri de hurafe saymışsa da yanlış söyledikleri çeşitli kitaplarda yazılıdır:</p>
<p>Kur&#8217;an ve hadiste olmayıp da, icma veya kıyası fukaha ile meydana gelen hükümler bid’at değildir.</p>
<p>İki bayram arasında nikah yapmak caizdir. Peygamber efendimiz, Cuma gününe rastlayan bir bayram günü, namazdan sonra, nikah yapması istenince, (İki bayram arası nikah olmaz) buyurdu. Yani vakit dar, bayramlaştıktan sonra tekrar Cuma namazı için mescide geleceğiz demek istemiştir.</p>
<p>Nazar için kurşun dökmek, nazar boncuğu takmak, tarlaya at kafası takmak bid’at değildir. Bunlara bakılınca, gözlerdeki şua ilk defa oraya gider ve nazar önlenir. (Hindiye)</p>
<p>Ölü işittiği için, ölüye telkin vermek sünnettir.<br />
 Devir ve iskat bid’at değildir.<br />
 Definden sonra, mezarlıkta, cenaze sahiplerine taziyede bulunmak bid&#8217;at değildir.</p>
<p>Peygamber efendimizin âdet olarak yaptığı şeyleri yapmamak [mesela entari giymemek] yahut da yapmadığı şeyleri yapmak, [mesela çatal kaşık kullanmak] bid&#8217;at değildir.</p>
<p>Ölmüş evliyaya adak yapmak, yani mübarek bir zatı vesile edip, Allahü teâlâya yalvarmak caizdir. Mesela (Hastam iyi olursa, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için, adak olarak bir koyun keseceğim) demek. Burada, Allahü teâlâ için kesilen adağın sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine bağışlanıyor, onun şefaati ile, Allahü teâlâ, hastaya şifa veriyor kazayı, belayı gideriyor. Koyunu mezar başında kesmek haramdır. Puta tapanların, put yanında kesmelerine benzememeli. Türbenin avlusu genişse, bir kenarda kesilebilir.</p>
<p>İşleri, Allahü teâlânın yaptığına inanarak, türbelerdeki evliyadan yardım istemek, onların hürmetine dua etmek de bid’at değildir. Hazret-i Mevlana, (Ben ölünce, beni düşünün, imdadınıza yetişirim) buyurdu. Deylemi’nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifi de, Allahü teâlânın izni ile, ölülerin dirilere yardım ettiğini göstermektedir.</p>
<p>Fal ve din istismarı<br />
 Kabataş parkında çoluk çocuk oturuyorduk. Esmer bir kız, yanımıza yaklaşıp, (Şu gözlüğümü bir takayım, falınıza öyle bakayım. Neyse halın, çıksın falın) dedi. Ben de, başımdan savmak için, (Biz fala mala inanmayız) dedim. Hemen, (İyi ama beyim, “Fala inanma, falsız da kalma” dememişler mi? Sen yine inanma. Falına bakar, karamsarlıktan kurtulursun, rahata kavuşursun) dedi. Falcıyı uygun şekilde uzaklaştırdıktan sonra, Peygamber efendimizin, (Falcının söylediklerine inanan, Kur’an-ı kerime inanmamış olur) buyurduğunu oradakilere söyledim. Benim hadis-i şeriften bahsettiğimi gören, cübbeli ve bid’at sakallı bir genç, yanıma yaklaşarak, (Amca, duamı almak istemez misin?) dedi. Onun ne demek istediğini anlayamadım. Elimdeki galetayı ona verip, (Dua edersen et, bana niye soruyorsun?) dedim. Eli ile para işareti yaptı. Sonra anladım ki, (Para ver, sana dua edeyim) demek istiyormuş. Halbuki dini alet etmek doğru değildir. Çünkü Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselama, (Sakın ola ki, neslin dini geçim vasıtası yapmasın, din ile dünya menfaatini talep edenlere yazıklar olsun!) buyurmuştur.</p>
<p>Kabir fareleri<br />
 Kabataş’a gelmeden önce de, Beşiktaş’a uğramıştım. Mezarlığın yanından geçerken bir Fatiha okuyayım, dedim. Hemen yanıma bir genç gelip dedi ki:<br />
 &#8211; Amca hazır hatim var.<br />
 &#8211; Kaça satıyorsun?<br />
 &#8211; Amca Kur’an satılır mı, satılsa ona değer biçilir mi?<br />
 &#8211; İyi ama sana ne vereceğiz?<br />
 &#8211; Gönlünden ne koparsa&#8230;<br />
 &#8211; Sen hâfız mısın?<br />
 &#8211; Elbette amca.<br />
 Cebimden çıkardığım Tebareke cüzünü gösterip sordum:<br />
 &#8211; Şunu bir okur musun?<br />
 &#8211; Amca, hâfız olan hoca efendidir. Hatmi de o hazırladı. Ben sadece vazifeliyim.<br />
 &#8211; Hatimlerin parasını hoca efendi ile müşterek mi paylaşıyorsunuz?<br />
 &#8211; Hayır, ben aldıklarımın hepsini veriyorum. O da duruma göre az çok veriyor.<br />
 &#8211; Hoca efendi para ile Kur’an okumanın caiz olmadığını bilmiyor mu?<br />
 &#8211; Bilmez olur mu hiç?<br />
 &#8211; Biliyor da niye hatim sattırıyor?<br />
 &#8211; Amca biz hatim satmıyoruz. Hediye ediyoruz. Para veren olursa alıyoruz.<br />
 &#8211; Delikanlı müftiyüssekaleyn diye birini duydun mu? Sen şu hoca efendinin adını söyler misin?<br />
 Genç, söylediğim kelimeyi anlamadı galiba. Müftü müfettişi mi ne zannetti.<br />
 &#8211; Hoca efendi öldü, sağlığında verdiği hatimleri bağışlıyorum.<br />
 &#8211; Anlaşıldı. Bak sağlığın yerinde, alnının teri ile kazansan olmaz mı?<br />
 &#8211; Olur, bundan sonra öyle yaparım, diyerek uzaklaştı.</p>
<p>Dini alet etmek<br />
 Malını müşteriye gösterirken, tüccarın Allah demesi, Kelime-i tevhid okuması günahtır. Bunları para kazanmaya alet etmek olur. Müşteri çekmek için dükkanına dini levhalar asmak da, dini ticarete alet etmek olur.</p>
<p>Gerek şahsi, gerek siyasi menfaat veya nüfuz sağlama işine din istismarı denir ki, bunun dinimizdeki adı riyadır. Koltuk kapmak, alkış toplamak, bir grup insanı peşine takmak, herhangi bir menfaat gibi Allah rızasından başka niyetlerle yapılan her iş riya olur. Riya çok büyük günahtır. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İyi bil ki, riya haramdır. Peygamber efendimiz, (Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden, gösteriş yapan, sözleri baldan tatlı kimseler çıkar. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur) buyurdu. (Tirmizi)</p>
<p>Din alet edilerek elde edilen mala şair lanet ederek der ki:<br />
 Lanet ola ol male [makama, şöhrete] ki,<br />
 tahsiline anın ya din ola, ya ırz, ya namus ola alet.</p>
<p>Sual: Halk arasında, bir hanım ölünce, saçları göğsünü örtecek uzunlukta olmalıdır diye bir inanış var. Bu doğru mu?<br />
 CEVAP<br />
 Doğru değildir, aslı yoktur.</p>
<p>Sual: Kulak çınlaması kötüye alamet midir? Çınlayınca okunacak dua var mı?<br />
 CEVAP<br />
 Kulak çınlaması kötüye alamet değildir. Çok kimsenin kulağı çınlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
 (Kulağı çınlayan beni hatırlasın, bana salevat-ı şerife getirsin. Sonra da &#8220;Beni hayırla anana Allah rahmet etsin!&#8221; desin!) [Müslim]</p>
<p>Sual: Göz seğirmesi kötüye mi alamettir?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır.</p>
<p>Sual: Gözü seğiren, bir şey olacağına inansa, günah mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Hayır. Tefeül caizdir. [Hayra yormak]</p>
<p>Sual: Gazetelerdeki burç sayfalarını okumanın hükmü nedir?<br />
 CEVAP<br />
 Caiz değildir.</p>
<p>Sual: İnsan karakterleri burçlara göre midir?<br />
 CEVAP<br />
 Halk arasında, zodyak (burçlar kuşağı) üzerinde yer alan 12 takım yıldıza &#8220;burçlar&#8221; adı verilir. Zodyak, gökyüzünde güneş ve başlıca gezegenlerin yolu üzerinde bulunduğu tasarlanan hayali bir kuşaktır. Burçlar kuşağı olarak da söylenir. Güneşin burçlara karşı olan durumunun değişmesi yüzünden, bugün burçlardan hiçbiri kendi adıyla anılan bölgede bulunmamaktadır. Bu yüzden 20. yüzyılda Güneş, 1 Ocak’ta Oğlak burcunda olmayıp Yay burcundadır. Bu yüzden de burçlarda doğanların belli bir karakter sahibi olduğu söylenemez. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa, bütün dünyadaki insanlar 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.</p>
<p>Sual: Gece tırnak kesilmez diyorlar. Ne zaman kesmeli, tırnak kesmenin dinimizdeki yeri nedir?<br />
 CEVAP<br />
 Tırnak gece veya gündüz her zaman kesilebilir. Haftanın her günü kesilebilir. Cuma günü, cuma namazından sonra kesmek daha iyi olur.</p>
<p>Tırnağı uzun olanın rızkı meşakkat ile, sıkıntı ile hasıl olur. Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnağını kesen, bir hafta, beladan emin olur) buyuruldu. Cuma namazı için gusletmek, güzel koku sürünmek, yeni, temiz giyinmek, saç, tırnak kesmek sünnettir. Tırnakları Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldır. (Dürr-ül-muhtar)</p>
<p>Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnak kesmek şifaya sebeptir) buyuruldu. (E.Şeyh)<br />
 Başka bir hadis-i şerifte, Peygamber efendimizin Cuma günü namaza gitmeden önce, tırnaklarını keserdi. Perşembe günü de tırnak kesmek caizdir. Kesilen tırnakları gömmek iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
 (Saç ve tırnağınızı toprağa gömün, büyücüler onlarla sihir yapmasın!) [Deylemi]</p>
<p>Sual: Bir dileğin kabul olması için, Mekke veya Medine’den getirilen bir miktar hamur, bir gece evde kaldıktan sonra, bir bardak un, şeker ve süt katılıyor. 10 gün bu hamurun yanında hacet namazı kılınıyor. Sonra bu hamur dörde bölünüyor. Bir parçası ile tatlı yapıp ev halkı yiyor. Diğer üç parçası komşulara veriliyor. Onlar da aynı şeyleri yaparak dilekte bulunuyor. Böyle bir şeyin dinimizde yeri var mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Bunların aslı yoktur, uydurma şeylerdir. Dilek için çeşitli dualar vardır. [Duanın önemi ve çeşitli dualar maddesine bakınız.]</p>
<p>Sual: Hocalar Yıldız nameye bakıyor, günah mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Yıldız name fal kitabıdır, bakmak ve inanmak haramdır büyük günahtır, küfre kadar götürür.</p>
<p>Sual: Yasin okunup düğümleniyor, kırk adet olunca kabre konuyor, böyle yapmak uygun mudur?<br />
 CEVAP<br />
 Uygun değil, bid&#8217;attir.</p>
<p>Sual: Bazı yatırlara para atılıyor. Mahzuru var mıdır?<br />
 CEVAP<br />
 Kabirlere para atmak, iplik bağlamak gibi şeyler dinimizde yoktur. Bunların hiç bir faydası olmadığı gibi, bid&#8217;at olduğu için de zararlıdır.</p>
<p>Sual: Makas gibi kesici aletler elden ele alınmaz deniyor. Alınırsa o iki kişi kavga eder deniyor. Makas hep kapalı durmalı deniyor. Açık durursa kefen biçer deniyor. Bunların aslı var mı?<br />
 CEVAP<br />
 Aslı yoktur, hurafedir.</p>
<p>Hurafelerin çıkışı<br />
 Sual: Araştırmalara göre, hurafeler, dini bilmeyen veya çok az bilen kimseler, özellikle de, kadınlar arasında çok yaygındır. Bu hurafeleri kimler, niye çıkarıyor?<br />
 CEVAP<br />
 Genelde bunları misyonerler çıkarıyor. Cahiller eliyle, bunları yaymaya çalışıyorlar. Bunların maksatları, Müslümanları kendi uydurdukları hurafelerle uğraştırmak ve itikatlarını sarsmaktır. (Medine’den gelen mektup), (Mekke’den gelen mesaj), (Rüyada görülen dua) gibi hurafeler çıkarıyorlar, sonra, (Bakın, Müslümanlar hurafelerle uğraşıyor) diyorlar. (Bu duayı 7 kişiye veya 13 kişiye gönderin, göndermezseniz başınıza şöyle bir bela gelir. Gönderen bir sürprizle karşılaşacaktır) gibi hurafeler internette dolaşmaktadır. Bu işlere alet olup da, misyonerlerin oyununa gelmemelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidinisohbet.com/falcilik-batil-inanc-ve-hurafeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>islami sohbet chat sitesi</title>
		<link>http://www.islamidinisohbet.com/islami-sohbet-chat-sitesi.html</link>
		<comments>http://www.islamidinisohbet.com/islami-sohbet-chat-sitesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 15:38:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet chat sitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidinisohbet.com/?p=72</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba islamidinisohbet.com kullanıcıları. Sitemiz üzerinden her kesimden insan ile islami sohbet ve dini sohbet konulu olarak muhabbet edebilirsiniz. Sohbet odalarımızda genel ahlak kuralları geçerlidir.  Lütfen size yapılmasını istemediğiniz davranışı karşınızdaki kişiye yapmayınız. &#160; Başlıca global sohbet odalarımız aşağıda ki gibidir; - #Sohbet - #islam - #oyun - #muhabbet - #sevgi - #chat - #yarışma - [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba islamidinisohbet.com kullanıcıları. Sitemiz üzerinden her kesimden insan ile <a href="http://www.islamsohbeti.net" title="islami sohbet">islami sohbet</a> ve <a href="http://www.islamsohbeti.net" title="dini sohbet">dini sohbet</a> konulu olarak muhabbet edebilirsiniz. Sohbet odalarımızda genel ahlak kuralları geçerlidir.  Lütfen size yapılmasını istemediğiniz davranışı karşınızdaki kişiye yapmayınız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Başlıca global sohbet odalarımız aşağıda ki gibidir;</p>
<p>- #Sohbet</p>
<p>- #islam</p>
<p>- #oyun</p>
<p>- #muhabbet</p>
<p>- #sevgi</p>
<p>- #chat</p>
<p>- #yarışma</p>
<p>- #islamoyun</p>
<p>- #radyo</p>
<p>- #müzik</p>
<p>- #english</p>
<p>- #dinisohbet</p>
<p>odalarımızda canlı bedava olarak <a title="konya sohbet, chat" href="http://www.konyachat.com">chat</a> yapabilirsiniz. Hepinize hayırlı muhabbetler dileriz..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidinisohbet.com/islami-sohbet-chat-sitesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>islami ve dini bilgiler</title>
		<link>http://www.islamidinisohbet.com/islami-ve-dini-bilgiler.html</link>
		<comments>http://www.islamidinisohbet.com/islami-ve-dini-bilgiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 07:17:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami ve dini bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidinisohbet.com/?p=70</guid>
		<description><![CDATA[selamun aleyküm islamidinisohbet.com kullanıcıları. islamiyet öyle mükemmel bir dindir ki herşeyi ile doğruyu ve yola ışık tutmaktadır. iMAN VE İSLAM&#8217;IN SARTLARI İslâm dininde Yüce Allah&#8217;a, meleklere, Allah&#8217;ın kitablarına, peygamberlere, ahiret gününe, kaza ve kadere iman etmek esastır. Bunları bilip kabullenmek imanın temel şartıdır. Onun için imanın şartları altıdır, denilir. Bu şartlar müslümanlıkla kesinlikle mevcut esaslardır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>selamun aleyküm islamidinisohbet.com kullanıcıları. islamiyet öyle mükemmel bir dindir ki herşeyi ile doğruyu ve yola ışık tutmaktadır.</p>
<p>iMAN VE İSLAM&#8217;IN SARTLARI<br />
İslâm dininde Yüce Allah&#8217;a, meleklere, Allah&#8217;ın kitablarına, peygamberlere, ahiret gününe, kaza ve kadere iman etmek esastır. Bunları bilip kabullenmek imanın temel şartıdır. Onun için imanın şartları altıdır, denilir. Bu şartlar müslümanlıkla kesinlikle mevcut esaslardır. Bunlara, inanılması zorunlu din ilkeleri denir. Bunlara inanmak mecburiyeti vardır. Bunları doğrulamadıkça iman gerçekleşemez. Bunlardan herhangi birini inkâr etmek &#8211; Allah korusun- İnsanı hemen dinden çıkarır.<br />
Biz bu imanımızı <<Amentü billâhi...>> sözlerini okumakla daima açıklıyor ve isbat ediyoruz. Bu sözleri okuyan şöyle demiş oluyor.<br />
&#8220;Ben Yüce Alllah&#8217;a, O&#8217;nun meleklerine, O&#8217;nun kitablarına, O&#8217;nun peygamberlerine, ahiret gününe, kaderin (iyi ve kötü her şeyin yaratılışı) Allah&#8217;dan olduğuna inandım. Öldükten sonra dirilip mahşerde (hesab yerinde) toplanmak hakdır ve gerçektir. Şahidlik ederim ki, Allah&#8217;dan başka İlâh yoktur ve yine şahidlik ederim ki, Hazret-i Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O&#8217;nun kulu ve peygamberidir.&#8221;<br />
İslâmın şartları ise, beştir. Peygamber Efendimiz&#8217;in bir hadislerinin manası şudur: &#8220;İslam dini beş şey üzerine kurulmuştur. Şahadet sözünü getirmek (Eşhedü en lâ İlâhe İllallah ve Eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah, demek), namaz kılmak, zekat vermek, ramazan ayı oruç tutmak ve hac etmek.<br />
İşte bu beş şey İslâm&#8217;ın şartıdır. Bu şartları gözetip onları yerine getiren insan İslâm şerefine ermiş, Müslüman rütbesini kazanmış olur.<br />
&#8221; Eşhedü en lâ İlâhe İllallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühu ve Resûlühu = Allah&#8217;dan başka ilah olmadığına şahidlik ederim. Yine Muhammed&#8217;ın (a.s) Allah&#8217;ın kulu ve elçisi olduğuna şahidlik ederim.&#8221;sözlerine &#8220;Kelime- i Şehadet&#8221; denir. &#8221; Lâ ilâhe illallah, Muhammed&#8217;ün Resülüllah &#8221; sözüne de &#8220;Kelime- i Tevhid&#8221; denir. Biz bu mübarek kelimeleri daima okuruz.</p>
<p>İSLAM AHLAKI<br />
İslâm Dini kadar güzel ahlaka önem veren bir başka din veya düşünce sistemi göstermek mümkün değildir. Öyleki Peygamber Efendimiz &#8220;İslâm, güzel ahlâktır&#8221; buyurmuştur. Hz. Peygamberin güzel ahlâka teşvik eden bir çok güzel sözü vardır.<br />
&#8220;Mü&#8217;minlerin îmanca en kamil olanı, ahlâkI en güzel olanıdır&#8221; &#8220;İçinizden en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde bana en yakın olanlarınız, ahlaki en güzel olanlarınızdır&#8221; hadisleri bunlardan sadece ikisidir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de adalet, ahde vefa, affetme, alçak gönüllülük, ana-babaya itaat, sevgi, kardeşlik, barış, güvenirlilik, doğruluk, birlik, beraberlik, iyilik, ihsan, iffet, cömertlik, merhamet, müsamaha, tatlı dilli olma, güler yüzlülük, temiz kalplilik gibi güzel ahlâki hasletlere teşvik eden ve zulüm, haksizlik, riya, haset, gıybet, çirkin sözlülük, asık suratlılık, cimrilik, bencillik, kıskançlık, kibir, kin, kötü zan, israf, bozgunculuk&#8230; gibi kötü hasletlerden nehyeden pek çok âyetin yer alması, Kur&#8217;an&#8217;da ahlaka ne kadar önem verildiğinin bir göstergesidir.<br />
Peygamber Efendimizin güzel ahlaka teşvik eden ve kötü hasletlerden nehyeden hadisleri ise neredeyse bir kitap oluşturacak kadardır. O sadece bu sözleri söylemekle kalmamış, güzel ahlaki bizzat yasayarak insanlara örnek olmuş ve öğretmiştir.<br />
Bu yüzden O&#8217;nun ahlaki, İslâm ahlakinin en güzel tatbikatını oluşturmaktadır. İste bu sebeple burada peygamberimiz Hz. Muhammed&#8217;in güzel ahlakından az da olsa sözetmek istiyoruz(*). Çünkü O gerçekten en güzel örnektir:<br />
Peygamber Efendimiz güler yüzlü, nazik tabiatlı, ince ve hassas ruhlu idi. Kati yürekli, sert ve kırıcı değildi. Ağzından sert ve kaba hiçbir söz çıkmazdı. Başkalarını tenkit etmez, kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı. Yanlış ve hoşlanmadığı bir davranış görürse &#8220;içinizden bazı kimseler, söyle söyle yapıyorlar&#8230;&#8221; Şeklinde, bu davranışları yapanların kim olduklarını belli etmeden ve hiç kimseyi kırmadan yanlışı ve hataları düzeltirdi. Kimsenin sözünü kesmez, konuşması bitinceye kadar dinlerdi. Tartışmayı sevmez, sözügereğinden çok uzatmazdı. Kendini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmaz, kimsenin gizli hallerini araştırmazdı. Allah&#8217;a hürmetsizlik olmadıkça, sahsına yapılan kötülükleri, ne kadar büyük olursa olsun, bağışlar, eline imkan geçince öç almayı düşünmezdi.<br />
Son derece iffet ve haya sahibiydi. Bütün insanları eşit tutar, zengin fakir, efendi-köle, büyük-küçük ayrımı yapmazdı. Her bakımdan kendisine güvenilirdi. Verdiği sözü mutlaka zamanında yerine getirirdi. Dürüstlükten ayrıldığı, saka bile olsa yalan söylediği hiç görülmemiştir. Bu yüzden O&#8217;na henüz peygamberlik verilmeden önce &#8220;Muhammed&#8217;ül-Emin&#8221; denilmişti. Nitekim Peygamberliğini haber verdiği zaman, iman etmeyenler bile O&#8217;na &#8220;yalancı, yalan söylüyor&#8221; diyememiştir. En yakın akrabalarını safa tepesinde toplayıp onlari İslâm&#8217;a davet için, &#8220;Size su dağın arkasında düşman atlılarının bulunduğunu söylesem, bana inanırmısınız?&#8221; dediği zaman: &#8220;Hepimiz inanırız. Çünkü sen yalan söylemezsin&#8221; diye cevap vermişlerdi. Kendisi böyle olduğu gibi, herkesin dürüst olmasını isterdi. &#8220;Doğruluktan ayrılmayınız, çünkü doğruluk, iyilik ve hayra götürür. İyilik ve hayır da, kişiyi Cennete ulaştırır. Kişi doğru söyleyip doğruluğu aradıkça, Allah katında sıddıklar zümresine yazılır. Yalan sözden ve yalancılıktan sakınınız; Çünkü yalan insani kötülüğe sevkeder. Kötülük de kişiyi Cehennem&#8217;e götürür. İnsan yalan söylemeğe ve yalan aramağa devam ede ede, Allah katında nihayet yalancılardan yazılır&#8221; buyurmuştur.<br />
Rasûlüllah (s.a.v.) insanların en cömerdi ve en kerimiydi. Eline gecen her şeyi muhtaçlara dağıtır, kimseyi eli boş çevirmezdi. (*)<br />
Peygamberimizin ahlakini özetleyen bu kısım. Kısmî tasarruflarla İrfan YÜCEL&#8217;in &#8220;Peygamberimizin Hayati&#8221; adli eserinden iktibas edilmiştir. Son derece mütevâzı ve alçak gönüllü idi. Bir topluluğa geldiğinde, kendisi için ayağa kalkılmasını istemez, nereyi bos bulursa, oraya otururdu. Arkadaşları arasında otururken ayaklarını uzatmazdı. Arkadaşları her işini yapmayı kendileri için şeref ve cana minnet saydıkları halde, bütün islerini kendi görür, ev islerinde hanımlarına yardim ederdi. Methedilmesini ve aşırı hürmet gösterilmesini istemezdi. Fakir kimselerle düşüp kalkmaktan, yoksulların, dulların, kimsesizlerin islerini görmekten zevk alırdı. Bulduğunu yer, bulduğunu giyer, hiç bir şeyi beğenmemezlik etmezdi. Yiyecek bir şey bulamayınca, aç yattığı da olurdu.<br />
Bütün islerini tam bir düzen ve nizam içinde yapardı. Namaz ve ibadet vakitleri, uyku ve istirahat için ayırdığı saatler, misafir ve ziyaretçilerini kabul edeceği hep belliydi. Vaktini boşa geçirmez, her ânini faydalı bir isle değerlendirirdi. &#8220;İnsanların çoğu, iki nimetin kıymetini takdirde aldanmışlardır: &#8220;Sıhhat ve boş vakit&#8221;, buyurmuştur.<br />
İnsanı en yakından tanıyan, onun iç yüzünü ve bütün gizli hallerini en iyi bilen, şüphe yok ki eşidir. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) ilk vahiyden sonra gördüklerini anlattığı zaman eşi Hz. Hatice:<br />
&#8220;Allah&#8217;a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hak hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, işini görmekten aciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Müsafiri ağırlarsın, Hak yolunda herkese yardım edersin&#8230;&#8221; diyerek O&#8217;nun peygamberliğini hemen kabul etmiş, en küçük tereddüt göstermemiştir.<br />
Çocukluğundan itibaren Medine&#8217;de 10 yıl hizmetinde bulunan Hz. Enes: &#8220;Rasûlüllah (s.a.v)&#8217;e 10 yıl hizmet ettim. Bir kere bile canı sıkılıp, öf, niçin böyle yaptın, neden şunu yapmadın, diye beni azarlamadı&#8221; demiştir.<br />
Peygamber Efendimizin bizzat yaşayarak, uygulayarak çizdiği bu ahlaki tablo, hiç şüphesiz İslâm ahlâki hakkında bir fikir vermektedir.<br />
*Kendisi için istediğini başkası için de istemek, kendisi için arzulamadığını başkaları için de arzulamamak,<br />
*Olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmak,<br />
*Küçüklere sevgi büyüklere saygı,<br />
*Affetmek, hoşgörülü davranmak, başkalarının kusurlarını araştırmamak,<br />
*Öfkeye hakim olmak,<br />
*Sözünde durmak, ahde vefa göstermek,<br />
*Doğruluk ve dürüstlükten zerrece taviz vermemek,<br />
*Güvenilir olmak,<br />
*Kibirden gururdan sakınmak mütevazî olmak,<br />
*Cimrilikten, tamahtan uzak durmak,cömert olmak,<br />
*Her hususta sabırlı olmak,<br />
*Asla adaletten ayrılmamak,<br />
*Maddi ve manevi temizliğe riayet etmek,<br />
*Allah&#8217;ın kendisine verdiği sağlığına ve sıhhatine çok dikkat etmek,<br />
*Boş vakitlerini hayırlı işlerde değerlendirmek,<br />
Ve benzeri yüzlerce muazzam ahlâkî prensibe özenle yer veren İslâm ahlakını her yönüyle tanımak için bu konuyu geniş olarak inceleyen eserlere müracaat etmek gerekmektedir.</p>
<p>İSLAM&#8217;I ÖĞRENME</p>
<p>Önceden bir başka dine mensupken veya dini bir inancı yokken sonradan müslüman olan bir kimsenin hayatındaki en önemli dönüm noktası, hiç şüphesiz İslâm&#8217;a girdiği andır. Bu öyle bir an ki geçmişin tüm günahlarını silmekte ve müslüman olan kişinin hayatında tertemiz, bembeyaz bir sayfa açmaktadır. Şu halde bu tertemiz sayfanın kirlenmemesi ve iyi bir başlangıç yapılması, o kimsenin dünya ve ahiret mutluluğu açısından çok önemlidir.<br />
Zerrece tereddüde yer vermeyen temiz bir imanla İslâm&#8217;a girdikten sonra İslâm&#8217;ı doğru bir şekilde öğrenme gayreti içine girmek gerekir. Çünkü İslâm&#8217;ın temel ve vazgeçilmez öğretilerini bilmeden İslâm&#8217;ı tam manasıyla yaşayabilmek pek mümkün olmaz. Gerçek bir mü&#8217;min, İslâm&#8217;ı iyi tanımalı, ona bilinçli bir şekilde sarılmalı ve onu hayata geçirmeye çalışmalıdır.<br />
En iyi müslüman Allah&#8217;a karşı en yüce saygı gösteren müslümandır.Allah&#8217;a karşı en iyi saygı gösterebilmek İslâmi deyimiyle muttakilerden olabilmek için nasıl muttaki olunabileceğini bilmek gerekir. Bilgisiz bir şekilde İslâm&#8217;ı hayata geçirmek en azından istendiği şekilde hayata geçirmek pek mümkün olmaz bu durum, Işık olmadan, gece zifiri karanlıkta yol almaya benzer. Böyle bir kimse yoldaki işaretleri farkedemez ve muhtemelen farkında olmadan yoldan çıkabilir veya bir çukura yuvarlanabilir. İste bu sebeple hiç olmazsa asgari seviyede neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırtedebilecek; kimin doğru kimin yanlış söylediğini sezebilecek seviyede de olsa bir İslâmî bilgi elde etmek gayreti içinde olmak gerekir.<br />
Az çok İslâmî bir bilgiye sahip olan insan, İslâm&#8217;ın aydınlık yolunu apaçık görebilir. Küfrün, şirkin, ahlâksızlığın İslâm&#8217;a ters düsen unsurlarını farkedebilir. En azından kendisine rehberlik yapmaya kalkan insanlardan hangisinin rehberlik yapabileceğini hangisinin yapamayacağını ayırdedebilir.<br />
Çağımızda pek çok müslüman, mealesef, İslâm&#8217;ın güzelliklerini hayatlarına yansıtama mışlardır. Çünkü onlar da İslâm&#8217;ı yeterince öğrenebilmiş değillerdir.Bu yüzden yalnızca bugünkü müslüman toplulukları taklit ederek İslâm&#8217;ı doğru bir şekilde hayata geçirebilmek pek mümkün olamaz.<br />
Kur&#8217;an-i Kerim, okumaları, anlamaları, içindekilere göre hareket etmeleri ve prensipleri ni hayata geçirmeleri için insanlara gönderilmiştir.<br />
Peygamber Efendimiz de İslâm&#8217;ın nasıl hayata geçirileceğini bizzat yasayarak ve anlatarak göstermiştir. Öyleyse bir müslüman, Kur&#8217;an-i Kerim&#8217;i ve Peygamber Efendimizin İslâm&#8217;ı hayata geçiriş tarzını öğrenmeye gayret etmelidir ki, tam manasıyla Allah&#8217;a teslimiyet içinde olabilsin ve son peygamberin örnekliğinden yararlanabilsin.<br />
İslâm&#8217;ı doğru kaynaklardan doğru bir şekilde öğrenmeye çalışmalıdır. Bunun için İslâm&#8217;ı bilen kimselerin kılavuzluğundan yararlanmak en kestirme yoldur. İslâm&#8217;ı öğrenirken belli bir sıra takibedilmeli ve kendisini öncelikle ilgilendiren konular dan başlamalı. Bir müslümanı kişisel olarak ilgilendiren en öncelikli konular ise yerine getirmekle yükümlü olduğu farzlar ve sakınması gereken haramlardır. Farzların basında da müslüman olduğu günden itibaren kılmaya başlaması gereken günlük ibadeti beş vakit namaz gelir. Yeni İslâm&#8217;a girmiş bir müslüman, bu konuda ya pratik olarak diğer Müslümanların kılavuzluğundan yararlanmalı yada konuyla ilgili hazırlanmış eğitici ve öğretici görüntülü yayınlardan istifade etmelidir.<br />
Böylece bir mümin ilkönce yapabildiği kadarıyla günlük ibadeti olan namazları kılmaya baslar, bilahare yavaş yavaş eksikliklerini gidermeye gerekenleri öğrenmeye ve namazı usulüne uygun olarak kılmaya gayret eder.<br />
İSLAM&#8217;I TANIMA</p>
<p>Susuzluktan dudakları çatlamış birisinin, pınara ulaşıp kana kana içtikten sonra kendisi gibi susuzluk çektiğini bildiği diğer insanları da o pınara ulaştırmak için bir çaba sarf etmemesi düşünülemez. Bunun gibi, gerçekten İslâm&#8217;a yürekten inanmış ve İslâm&#8217;ın nasıl berrak bir pınar olduğunu görmüş olan bir kimsenin, yapabiliyor ve becerebiliyorsa o kaynağa başkalarını da ulaştırmak için gayret göstermesi dini bir vecibedir.<br />
Gönülden inandığı ve benimsediği, son hak din İslâm&#8217;ı herhangi bir baskı ve zorlamaya başvurmadan diğer insanlara da ulaştırma gayreti içinde olmak ve bu uğurda karsılaşacağı güçlükleri göğüslemek, ortaya çıkacak engelleri ortadan kaldırmak için mücadele etmek her müslümanın görevidir. Bir başka dinden veya düşünce sisteminden İslam&#8217;a geçmiş bulunan kimseler, daha önce mensubu bulundukları dinin yahutta düşünce sistemi nin saliklerini iyi tanıdıkları için, bu konuda, müslüman toplumlarda yetişip geleneksel olarak Müslüman olanlardan daha basarili olabilir ve Peygamber Efendimizin su müjdesine kavuşabilirler: &#8221; Senin aracılığınla bir kimsenin müslüman olması, senin için dünya ve dünyadaki herşeyden daha hayırlıdır.&#8221;<br />
Bu sebeple yeni İslâm&#8217;a girmiş kardeşlerimize, güzel bir şekilde yapabileceklerse İslâm&#8217;ı başka insanlara da tanıtmak için çaba sarfetmelerini tavsiye ediyoruz. Bu konuda temel prensip, sevdirmek, kolaylaştırmak, müjdelemek ve ümit vermek olmalıdır.</p>
<p>En iyi <a href="http://www.islamsohbeti.net" title="islami sohbet">islami sohbet</a> ve <a href="http://www.konyachat.com" title="chat">chat</a> siteniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidinisohbet.com/islami-ve-dini-bilgiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>islamiyette falcılık ve batıl inanç</title>
		<link>http://www.islamidinisohbet.com/islamiyette-falcilik-ve-batil-inanc.html</link>
		<comments>http://www.islamidinisohbet.com/islamiyette-falcilik-ve-batil-inanc.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 17:50:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyette falcılık ve batıl inanç]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidinisohbet.com/?p=67</guid>
		<description><![CDATA[selamun aleyküm islamidinisohbet.com kullanıcıları. Bugün sizlere islam dininde falcılık, büyücülük konusuna değineceğiz. Falcılık, Bâtıl inanç ve Hurafeler Sual: Fal günah mıdır? Falcılık ve büyücülük aynı şey midir? CEVAP Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal hurafedir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Falcının, büyücünün söylediklerine inanan, Kur&#8217;an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani] (Fal baktıran, falcıya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>selamun aleyküm islamidinisohbet.com kullanıcıları. Bugün sizlere islam dininde falcılık, büyücülük konusuna değineceğiz.</p>
<p>Falcılık, Bâtıl inanç ve Hurafeler </p>
<p>Sual: Fal günah mıdır? Falcılık ve büyücülük aynı şey midir?<br />
CEVAP<br />
Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal hurafedir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Falcının, büyücünün söylediklerine inanan, Kur&#8217;an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]</p>
<p>(Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim] </p>
<p>Cinci hocanın cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz değildir. Çalınanları, kaybolanları bilirim diyen ve buna inanan da kâfir olur. “Bana cin haber veriyor, onun için biliyorum” derse, yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız Allahü teâlâ, bir de onun vahy ve ilham ettikleri bilir. Cin, bu iki yoldan öğrendiğini haber verirse, “Bana falanca evliya bildirdi” derse küfür olmaz. Cinden arkadaş edinip, olmuş şeyleri ona sorup, ondan öğrenmek ve bunları başkalarına bildirmek de caiz değildir. Çünkü cinlerin gördüğü şeyleri doğru anlatıp anlatmadığı bilinemez.</p>
<p>Cincilere ve büyücülerin, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile, Allah’tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfürdür. Büyü öğrenmek de, öğretmek de haramdır. Müslümanları zarardan korumak için öğrenmek de haramdır. Hayırlı iş yapmak için de haram işlemek, büyü çözmek için büyü yapmak da caiz değildir. Büyü yaparken, küfre sebep olan bir şey yapmak küfürdür. Böyle olmazsa, büyük günahtır. Hadis-i şerifte (Büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir) buyuruldu. (Bezzar)</p>
<p>Burçlara göre fal açmak da hurafedir. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa, bütün dünyadaki insanlar burç sayısı kadar yani 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.</p>
<p>Siftah olarak alınan parayı çeneye sürmek, güvercine kağıt çektirmek, misafir giden evi 3 gün süpürmemek, salı günü yola çıkmamak, sabunu elden ele vermemek, kötü bir şey söylendiği vakit eliyle bir yere tıklayarak şeytan kulağına kurşun demek, cenazede küreği birinin eline vermeyip yere atmak, lohusa kadının kırkı çıkıncaya kadar, dışarı çıkmaması, yanında birisinin bulunması, hatta yanına bir süpürge olsun koymalı demek, kırkı çıkmamış iki çocuğu birbirinin yanına getirmemek bâtıl inançtır. </p>
<p>Hıdrellezi, Nevruzu, Noeli kutlamak, dert ve dilek için yatırlarda bulunan ağaçlara çaput bağlamak, türbelere mum dikmek, cenazeyi yüksek sesle tekbirle veya marşla götürmek, matem işaretleri taşımak, çelenk götürmek caiz değildir.</p>
<p>Bid’at olmayanlar<br />
Bid’at ehli, aşağıdakileri de hurafe saymışsa da yanlış söyledikleri çeşitli kitaplarda yazılıdır:</p>
<p>Kur&#8217;an ve hadiste olmayıp da, icma veya kıyası fukaha ile meydana gelen hükümler bid’at değildir.</p>
<p>İki bayram arasında nikah yapmak caizdir. Peygamber efendimiz, Cuma gününe rastlayan bir bayram günü, namazdan sonra, nikah yapması istenince, (İki bayram arası nikah olmaz) buyurdu. Yani vakit dar, bayramlaştıktan sonra tekrar Cuma namazı için mescide geleceğiz demek istemiştir.</p>
<p>Nazar için kurşun dökmek, nazar boncuğu takmak, tarlaya at kafası takmak bid’at değildir. Bunlara bakılınca, gözlerdeki şua ilk defa oraya gider ve nazar önlenir. (Hindiye)</p>
<p>Ölü işittiği için, ölüye telkin vermek sünnettir.<br />
Devir ve iskat bid’at değildir.<br />
Definden sonra, mezarlıkta, cenaze sahiplerine taziyede bulunmak bid&#8217;at değildir.</p>
<p>Peygamber efendimizin âdet olarak yaptığı şeyleri yapmamak [mesela entari giymemek] yahut da yapmadığı şeyleri yapmak, [mesela çatal kaşık kullanmak] bid&#8217;at değildir.</p>
<p>Ölmüş evliyaya adak yapmak, yani mübarek bir zatı vesile edip, Allahü teâlâya yalvarmak caizdir. Mesela (Hastam iyi olursa, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için, adak olarak bir koyun keseceğim) demek. Burada, Allahü teâlâ için kesilen adağın sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine bağışlanıyor, onun şefaati ile, Allahü teâlâ, hastaya şifa veriyor kazayı, belayı gideriyor. Koyunu mezar başında kesmek haramdır. Puta tapanların, put yanında kesmelerine benzememeli. Türbenin avlusu genişse, bir kenarda kesilebilir.</p>
<p>İşleri, Allahü teâlânın yaptığına inanarak, türbelerdeki evliyadan yardım istemek, onların hürmetine dua etmek de bid’at değildir. Hazret-i Mevlana, (Ben ölünce, beni düşünün, imdadınıza yetişirim) buyurdu. Deylemi’nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifi de, Allahü teâlânın izni ile, ölülerin dirilere yardım ettiğini göstermektedir.</p>
<p>Fal ve din istismarı<br />
Kabataş parkında çoluk çocuk oturuyorduk. Esmer bir kız, yanımıza yaklaşıp, (Şu gözlüğümü bir takayım, falınıza öyle bakayım. Neyse halın, çıksın falın) dedi. Ben de, başımdan savmak için, (Biz fala mala inanmayız) dedim. Hemen, (İyi ama beyim, “Fala inanma, falsız da kalma” dememişler mi? Sen yine inanma. Falına bakar, karamsarlıktan kurtulursun, rahata kavuşursun) dedi. Falcıyı uygun şekilde uzaklaştırdıktan sonra, Peygamber efendimizin, (Falcının söylediklerine inanan, Kur’an-ı kerime inanmamış olur) buyurduğunu oradakilere söyledim. Benim hadis-i şeriften bahsettiğimi gören, cübbeli ve bid’at sakallı bir genç, yanıma yaklaşarak, (Amca, duamı almak istemez misin?) dedi. Onun ne demek istediğini anlayamadım. Elimdeki galetayı ona verip, (Dua edersen et, bana niye soruyorsun?) dedim. Eli ile para işareti yaptı. Sonra anladım ki, (Para ver, sana dua edeyim) demek istiyormuş. Halbuki dini alet etmek doğru değildir. Çünkü Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselama, (Sakın ola ki, neslin dini geçim vasıtası yapmasın, din ile dünya menfaatini talep edenlere yazıklar olsun!) buyurmuştur.</p>
<p>Kabir fareleri<br />
Kabataş’a gelmeden önce de, Beşiktaş’a uğramıştım. Mezarlığın yanından geçerken bir Fatiha okuyayım, dedim. Hemen yanıma bir genç gelip dedi ki:<br />
- Amca hazır hatim var.<br />
- Kaça satıyorsun?<br />
- Amca Kur’an satılır mı, satılsa ona değer biçilir mi?<br />
- İyi ama sana ne vereceğiz?<br />
- Gönlünden ne koparsa&#8230;<br />
- Sen hâfız mısın?<br />
- Elbette amca.<br />
Cebimden çıkardığım Tebareke cüzünü gösterip sordum:<br />
- Şunu bir okur musun?<br />
- Amca, hâfız olan hoca efendidir. Hatmi de o hazırladı. Ben sadece vazifeliyim.<br />
- Hatimlerin parasını hoca efendi ile müşterek mi paylaşıyorsunuz?<br />
- Hayır, ben aldıklarımın hepsini veriyorum. O da duruma göre az çok veriyor.<br />
- Hoca efendi para ile Kur’an okumanın caiz olmadığını bilmiyor mu?<br />
- Bilmez olur mu hiç?<br />
- Biliyor da niye hatim sattırıyor?<br />
- Amca biz hatim satmıyoruz. Hediye ediyoruz. Para veren olursa alıyoruz.<br />
- Delikanlı müftiyüssekaleyn diye birini duydun mu? Sen şu hoca efendinin adını söyler misin?<br />
Genç, söylediğim kelimeyi anlamadı galiba. Müftü müfettişi mi ne zannetti.<br />
- Hoca efendi öldü, sağlığında verdiği hatimleri bağışlıyorum.<br />
- Anlaşıldı. Bak sağlığın yerinde, alnının teri ile kazansan olmaz mı?<br />
- Olur, bundan sonra öyle yaparım, diyerek uzaklaştı.</p>
<p>Dini alet etmek<br />
Malını müşteriye gösterirken, tüccarın Allah demesi, Kelime-i tevhid okuması günahtır. Bunları para kazanmaya alet etmek olur. Müşteri çekmek için dükkanına dini levhalar asmak da, dini ticarete alet etmek olur. </p>
<p>Gerek şahsi, gerek siyasi menfaat veya nüfuz sağlama işine din istismarı denir ki, bunun dinimizdeki adı riyadır. Koltuk kapmak, alkış toplamak, bir grup insanı peşine takmak, herhangi bir menfaat gibi Allah rızasından başka niyetlerle yapılan her iş riya olur. Riya çok büyük günahtır. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İyi bil ki, riya haramdır. Peygamber efendimiz, (Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden, gösteriş yapan, sözleri baldan tatlı kimseler çıkar. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur) buyurdu. (Tirmizi)</p>
<p>Din alet edilerek elde edilen mala şair lanet ederek der ki:<br />
Lanet ola ol male [makama, şöhrete] ki,<br />
tahsiline anın ya din ola, ya ırz, ya namus ola alet.</p>
<p>Sual: Halk arasında, bir hanım ölünce, saçları göğsünü örtecek uzunlukta olmalıdır diye bir inanış var. Bu doğru mu?<br />
CEVAP<br />
Doğru değildir, aslı yoktur. </p>
<p>Sual: Kulak çınlaması kötüye alamet midir? Çınlayınca okunacak dua var mı?<br />
CEVAP<br />
Kulak çınlaması kötüye alamet değildir. Çok kimsenin kulağı çınlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Kulağı çınlayan beni hatırlasın, bana salevat-ı şerife getirsin. Sonra da &#8220;Beni hayırla anana Allah rahmet etsin!&#8221; desin!) [Müslim]</p>
<p>Sual: Göz seğirmesi kötüye mi alamettir?<br />
CEVAP<br />
Hayır.</p>
<p>Sual: Gözü seğiren, bir şey olacağına inansa, günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Tefeül caizdir. [Hayra yormak]</p>
<p>Sual: Gazetelerdeki burç sayfalarını okumanın hükmü nedir?<br />
CEVAP<br />
Caiz değildir.</p>
<p>Sual: İnsan karakterleri burçlara göre midir?<br />
CEVAP<br />
Halk arasında, zodyak (burçlar kuşağı) üzerinde yer alan 12 takım yıldıza &#8220;burçlar&#8221; adı verilir. Zodyak, gökyüzünde güneş ve başlıca gezegenlerin yolu üzerinde bulunduğu tasarlanan hayali bir kuşaktır. Burçlar kuşağı olarak da söylenir. Güneşin burçlara karşı olan durumunun değişmesi yüzünden, bugün burçlardan hiçbiri kendi adıyla anılan bölgede bulunmamaktadır. Bu yüzden 20. yüzyılda Güneş, 1 Ocak’ta Oğlak burcunda olmayıp Yay burcundadır. Bu yüzden de burçlarda doğanların belli bir karakter sahibi olduğu söylenemez. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa, bütün dünyadaki insanlar 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.</p>
<p>Sual: Gece tırnak kesilmez diyorlar. Ne zaman kesmeli, tırnak kesmenin dinimizdeki yeri nedir?<br />
CEVAP<br />
Tırnak gece veya gündüz her zaman kesilebilir. Haftanın her günü kesilebilir. Cuma günü, cuma namazından sonra kesmek daha iyi olur.</p>
<p>Tırnağı uzun olanın rızkı meşakkat ile, sıkıntı ile hasıl olur. Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnağını kesen, bir hafta, beladan emin olur) buyuruldu. Cuma namazı için gusletmek, güzel koku sürünmek, yeni, temiz giyinmek, saç, tırnak kesmek sünnettir. Tırnakları Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldır. (Dürr-ül-muhtar)</p>
<p>Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnak kesmek şifaya sebeptir) buyuruldu. (E.Şeyh)<br />
Başka bir hadis-i şerifte, Peygamber efendimizin Cuma günü namaza gitmeden önce, tırnaklarını keserdi. Perşembe günü de tırnak kesmek caizdir. Kesilen tırnakları gömmek iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Saç ve tırnağınızı toprağa gömün, büyücüler onlarla sihir yapmasın!) [Deylemi] </p>
<p>Sual: Bir dileğin kabul olması için, Mekke veya Medine’den getirilen bir miktar hamur, bir gece evde kaldıktan sonra, bir bardak un, şeker ve süt katılıyor. 10 gün bu hamurun yanında hacet namazı kılınıyor. Sonra bu hamur dörde bölünüyor. Bir parçası ile tatlı yapıp ev halkı yiyor. Diğer üç parçası komşulara veriliyor. Onlar da aynı şeyleri yaparak dilekte bulunuyor. Böyle bir şeyin dinimizde yeri var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Bunların aslı yoktur, uydurma şeylerdir. Dilek için çeşitli dualar vardır. [Duanın önemi ve çeşitli dualar maddesine bakınız.]</p>
<p>Sual: Hocalar Yıldız nameye bakıyor, günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Yıldız name fal kitabıdır, bakmak ve inanmak haramdır büyük günahtır, küfre kadar götürür.</p>
<p>Sual: Yasin okunup düğümleniyor, kırk adet olunca kabre konuyor, böyle yapmak uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Uygun değil, bid&#8217;attir. </p>
<p>Sual: Bazı yatırlara para atılıyor. Mahzuru var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Kabirlere para atmak, iplik bağlamak gibi şeyler dinimizde yoktur. Bunların hiç bir faydası olmadığı gibi, bid&#8217;at olduğu için de zararlıdır. </p>
<p>Sual: Makas gibi kesici aletler elden ele alınmaz deniyor. Alınırsa o iki kişi kavga eder deniyor. Makas hep kapalı durmalı deniyor. Açık durursa kefen biçer deniyor. Bunların aslı var mı?<br />
CEVAP<br />
Aslı yoktur, hurafedir.</p>
<p>Hurafelerin çıkışı<br />
Sual: Araştırmalara göre, hurafeler, dini bilmeyen veya çok az bilen kimseler, özellikle de, kadınlar arasında çok yaygındır. Bu hurafeleri kimler, niye çıkarıyor?<br />
CEVAP<br />
Genelde bunları misyonerler çıkarıyor. Cahiller eliyle, bunları yaymaya çalışıyorlar. Bunların maksatları, Müslümanları kendi uydurdukları hurafelerle uğraştırmak ve itikatlarını sarsmaktır. (Medine’den gelen mektup), (Mekke’den gelen mesaj), (Rüyada görülen dua) gibi hurafeler çıkarıyorlar, sonra, (Bakın, Müslümanlar hurafelerle uğraşıyor) diyorlar. (Bu duayı 7 kişiye veya 13 kişiye gönderin, göndermezseniz başınıza şöyle bir bela gelir. Gönderen bir sürprizle karşılaşacaktır) gibi hurafeler internette dolaşmaktadır. Bu işlere alet olup da, misyonerlerin oyununa gelmemelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidinisohbet.com/islamiyette-falcilik-ve-batil-inanc.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>islam dininde çalışmakta ibadettir</title>
		<link>http://www.islamidinisohbet.com/islam-dininde-calismakta-ibadettir.html</link>
		<comments>http://www.islamidinisohbet.com/islam-dininde-calismakta-ibadettir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 16:50:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[bedava sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmanın önemi]]></category>
		<category><![CDATA[canlı sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[chat sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam dininde çalışmakta ibadettir]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyette çalışmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidinisohbet.com/?p=65</guid>
		<description><![CDATA[Selamun aleyküm değerli islamidinisohbet.com kullanıcıları. Bu yazımızda Allah kısmet ederse sizlere islam dininde çalışmak ve öneminden bahsedeceğiz. Sual: Çalışmak ibadet midir? CEVAP Müminin çalışması ibadettir. Fakat imansızın çalışması ibadet olamaz. Ben namaz kılmam ama bak çalışıyorum, bu da ibadettir demek yanlıştır. Namaz kılmayanın da çalışması ibadet olmaz. Kimseye muhtaç olmamak için çalışmak çok kıymetlidir. Peygamber [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Selamun aleyküm değerli islamidinisohbet.com kullanıcıları. Bu yazımızda Allah kısmet ederse sizlere islam dininde çalışmak ve öneminden bahsedeceğiz.</p>
<p>Sual: Çalışmak ibadet midir?<br />
CEVAP<br />
Müminin çalışması ibadettir. Fakat imansızın çalışması ibadet olamaz. Ben namaz kılmam ama bak çalışıyorum, bu da ibadettir demek yanlıştır. Namaz kılmayanın da çalışması ibadet olmaz.</p>
<p>Kimseye muhtaç olmamak için çalışmak çok kıymetlidir. Peygamber efendimiz, Hazret-i Muaz ile müsafeha edince buyurdu ki:<br />
- Ya Muaz, ellerin nasırlaşmış.<br />
- Evet ya Resulallah, kazma elimde toprakla meşgul oluyor ve bu sayede çoluk çocuğumun nafakasını kazanıyorum.<br />
Fahr-i kâinat efendimiz, Hazret-i Muaz’ı öpüp buyurdu ki:<br />
- Bu eli Cehennem yakmaz. (Tibyan)<br />
Yine bir gün bir genç, sabah erkenden işine gidiyordu. Eshab-ı kiramdan bazıları, bunu uygun görmediler. Orada bulunan Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Öyle söylemeyiniz! Eğer kimseye muhtaç olmamak, ana babasını ve aile efradını muhtaç etmemek için işine gidiyorsa, her adımı ibadettir. Eğer kazanacağı para ile öğünmek, keyf sürmek niyetinde ise, şeytanla beraberdir.) [Taberani]<br />
Görüldüğü gibi bir müslümanın iyi niyetle çalışması ibadettir. Fakat kâfirin ve her haramı işleyen kimsenin çalışması ibadet olmaz. Namaza ne lüzum var, çalışmak da ibadettir demek çok yanlıştır. Böyle söyleyen kâfir olur. Namaz kılan, haramlardan kaçan kimsenin iyi niyetle çalışması ibadettir. (K. Saadet)<br />
Herkesin rızkı ayrılmıştır<br />
İnsan, rızkını aradığı gibi, rızk da, sahibini arar. Çok fakirler vardır ki, zenginlerden daha iyi, daha mutlu yaşar. Allahü teâlâ kendisinden korkanlara, dinine sarılanlara, ummadıkları yerden rızk gönderir. Allahü teâlâ, insanları yaratırken, ömürleri gibi, rızklarını da takdir etmiştir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyle:<br />
(Allahü teâlâ, müminin rızkını ummadığı yerden verir.) [İ.Hibban]<br />
(Allah’tan korkun, istediğiniz şeylere kavuşmak için, iyi sebeplere yapışın. Kötü sebeplere yanaşmayın! Hiç kimse, takdir edilen rızkına kavuşmadıkça ölmez.) [Hakim]<br />
(Eceliniz sizi nasıl takip ederse, rızkınız da öylece takip eder. Rızk için sıkıntı çekerseniz, Allahü teâlânın emrine uygun hareket edin.) [Taberani]<br />
(Allah korkusunu sermaye edinen, rızkına ticaretsiz ve sermayesiz kavuşur.) [Taberani]<br />
(Allahü teâlâya tam tevekkül etseydiniz, sabah aç gidip, akşam tok dönen kuşlar gibi rızka kavuşurdunuz.) [Tirmizi]<br />
Helal rızka kavuşmak isteyen sebeplerine yapışmalıdır! Para kazanmak, malı arttırır. Fakat, rızkı arttırmaz. Rızk, mukadderdir. Yani ezelde ayrılmıştır. Rızk, maaşa, mala, çalışmaya bağlı değildir. Fakat Allah emrettiği için çalışmak gerekir. Çünkü, Allahü teâlânın işleri, sebepler altında tecelli eder. Âdet-i İlahiye böyledir. Fakat, bazen, sebebe yapışıldığı halde, iş hasıl olmayabilir. Yahut, sebepsiz de, hasıl olabilir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyle:<br />
(Rızkının bol olmasını isteyen, sıla-i rahm etsin!) [Buhari]<br />
(Sadaka vermeye devam edenin rızkı artar!) [İbni Mace]<br />
(Cömerdin evine rızk, devenin göğsüne vurulan bıçaktan daha tez gelir.) [İbni Mace]<br />
(Namaz kılmak rızkın bereketine sebep olur.) [Miftah-ül cenne]<br />
(Hanımı ile [iyi geçinip] şakalaşanın, rızkı artar.) [İ.Lal]<br />
(Rızk için üzülme, takdir edilen [ezelde ayrılmış olan] rızk seni bulur.) [İsfehani]<br />
(Zikrin hayırlısı hafi [gizli] olanı, rızkın hayırlısı ise kâfi olanıdır.) [Beyheki]<br />
(Allahü teâlâ sevdiğine, rızkını kâfi [yetecek kadar] verir.) [Ebuşşeyh]<br />
(Helal kazanmak için sıkıntı çekene, Cennet vacip olur.) [İ.Gazali]<br />
Fakirliğe sebep olan şeyler<br />
Bazı şeyler fakirliğe yol açar, rızkın güçlükle gelmesine sebep olur. Mesela tırnağı uzun olanın rızkı meşakkat ile, sıkıntı ile hasıl olur. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyle:<br />
(Günah işlemek, rızktan mahrumiyete sebep olur.) [İbni Mace]<br />
(Yalan söylemek rızkı azaltır.) [İsfehani]<br />
(Zina fakirliğe yol açar.) [Beyheki]<br />
(Sabah uykusu rızka manidir.) [Beyheki]<br />
[Rızkların dağılması sabah namazından sonra olur. Manevi rızkların dağılması ise ikindi namazından sonradır. Bu iki vakitte uyumamaya dikkat etmelidir! (El-Envar)]<br />
(Sabah namazını kıldıktan sonra uyumayın, rızkınızı aramaya çalışın!) [Taberani]<br />
(Hak teâlâ rızkları, fecr ile güneşin doğacağı vakitler arasında verir.) [Beyheki]<br />
(Rızka kavuşan çok hamd etsin!) [Hatib]<br />
Hamd etmek, Allahü teâlâya şükretmek demektir. Her nimetin Allahü teâlâdan geldiğine inanmak gerekir. Allahü teâlâ, Hazret-i Musa’ya buyurdu ki:<br />
(Kendine verdiğim nimeti, benden bilip kendinden bilmeyen, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmeyen ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.) [İ.Gazali]<br />
Çok kazanmak için çok çalışmak<br />
Sual: Çok kazanmak için çok çalışmak dine aykırı mıdır?<br />
CEVAP<br />
Kendinin ve çoluk çocuğunun nafakasını kazanacak ve borçlarını ödeyecek kadar çalışıp kazanmak farzdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Çalışıp kazanmak farzdır.) [Taberani]<br />
Çoluk çocuğunun bir yıllık nafakasını toplayacak kadar çalışmak mubahtır. Müslümanlara yardım için, cihad etmek için fazla çalışıp kazanmak müstehaptır, iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(İnsanların en iyisi, insanlara faydalı olandır.) [Kudai]<br />
Gösteriş için, övünmek için kazanmak tahrimen mekruhtur. Çalışmak rızkı artırmaz. Çalışmak takdir edilen rızka kavuşturmaya vesiledir. Rızkı veren Allahü teâlâdır. Çalışmak sebebe yapışmaktır. Sebeplere yapışmak sünnettir. (El-İhtiyar)<br />
Ahiret sevabı için, (çok kazanmak için, çok çalışmak gerekir) sözü elbette pek hoştur.<br />
Kur’an-ı kerimde mal için hayır adı verilmiş ve mal övülmüştür. Hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:<br />
(Bir zaman gelir ki, kişi dinini ve dünyasını ancak para ile ayakta tutabilir.) [Taberani]<br />
Dinimiz, parayı değil, paranın sevgisini kötülemiştir.<br />
İbrahim aleyhisselam, Peygamber olup puta tapmaktan çok uzak olduğu halde, (Ya Rabbi, beni ve çocuklarımı puta tapmaktan koru!) diye dua etmiştir. Puttan maksat para sevgisidir. Demek ki, parayı sevmek, puta tapmaya benzetilmiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Paraya tapan helak olur.) [Tirmizi]<br />
(Altın ve gümüşün [paranın] kuluna lanet olsun!) [Tirmizi]<br />
(Paraya gönül vermek, sizden öncekileri mahvettiği gibi sizi de mahvedebilir.) [Taberani]<br />
(Bir zaman gelir ki, kaygısı mide, şerefi mal, kıblesi kadın, dini para olan kimseler çıkar. Bunlar halkın şerlileridir.) [Sülemi]<br />
Hadis-i kudside de buyuruldu ki:<br />
(Hak teâlâ buyurdu ki, “Ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun.”) [Ebu Nuaym]<br />
Dünya kötü mü?<br />
Sual: Dinimizde dünya ne demektir?<br />
CEVAP<br />
Dünya, haram ve mekruhlardır. Dünya, mal, servet, dünyalık, rızk gibi manalara da gelir.<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:<br />
Dünya, seni Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeyler, demektir. Kadın, çocuk, mal, rütbe, mevki düşüncesi Allahü teâlâyı unutturacak kadar aşırı olursa, dünya olur. Çalgılar, oyunlar, faydasız, boş şeylerle vakit geçirmek (Kumar, kötü arkadaş, kötü filimler, mecmua ve romanlar) hep bunun için dünya demektir. Din ile dünyayı birlikte kazanmak imkansızdır. Ahireti kazanmak isteyenin dünyadan vazgeçmesi gerekir.<br />
Bu zamanda dünyayı tamamen terk etmek kolay değildir. Hiç olmazsa hükmen terk etmek yani terk etmiş sayılmak gerekir. Bu da her işte İslamiyet’e uymak demektir. Yiyecekte, içecekte, giyecekte ve ev kurmakta İslamiyet’e uymak gerekir.<br />
Dünya ahiretin kazanç yeridir. Kazanç yeri kötülenmez. Haram kazanç kötülenir. Dünyayı kötüleyen hadis-i şeriflere bu açıdan bakmak gerekir.<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki.<br />
(Dünya sevgisi bütün hataların başıdır.) [Hakim]<br />
(Dünya melundur. Yalnız Allah için olanlar müstesnadır.) [İbni Mace]<br />
(Dünya peşinde koşan, açgözlü olur, hep yokluk içinde kıvranır, işleri zorlaşır, nasibinden de fazla bir şeye kavuşamaz. Ahiret için çalışanın da, işleri kolaylaşır, gönlü zenginleşir, yüz çevirdiği dünyalık da kendisine teveccüh eder.) [Tirmizi]<br />
(Emeli hep dünya olanın, Hak indinde değeri yoktur. Bunun meşgalesi tükenmez, fakirlikten kurtulamaz, zenginliğe kavuşamaz, sonu gelmeyen boş kuruntularla oyalanır.) [Taberani]<br />
(Ateşin odunu yediği gibi, dünya sevgisi de imanınızı yer.) [İ.Gazali]<br />
(Kalbinizi, dünyadan bahsederek meşgul etmeyin!) [Beyheki]<br />
(Dünyanın yükselttiği her şeyi Allahü teâlâ alçaltır.) [Buhari]<br />
(Allahü teâlâ, bir kimseye ahireti kazanması için dünyayı verir, ama dünya için ahireti vermek istemez.) [Deylemi]<br />
(Allahü teâlâ, dünyanın akıbetini, yenilen yemeğin akıbetine benzetmiştir.) [Taberani]<br />
(Dünyadan yüz çevir ki, Allahü teâlâ seni sevsin! Halkın eline bakma ki seni sevsinler.) [İbni Mace]<br />
(Dünyayı ahirete tercih eden, üç şeye maruz kalır. Sıkıntısı hiç eksilmez, yokluktan kurtulmaz ve doymak bilmeyen bir hırsa kapılır ki, hiç bir zaman boş vakit bulamaz.) [Taberani]<br />
(Cenneti isteyen hayra koşar, Cehennemden korkan, haramlardan kaçar. Ölümü bekleyen dünya lezzetlerini terk eder. Dünyaya meyledene musibetler yağar.) [İbni Hibban]<br />
(Allahü teâlâ bir kuluna hayır murat edince, onu dünyadan uzaklaştırır, ahirete teşvik eder ve kusurlarını kendine gösterir.) [Deylemi]<br />
(Tahsilsiz ilme, rehbersiz hidayete kavuşmak isteyen, dünyadan yüz çevirsin!) [İ.Gazali]<br />
Zenginlik ve saltanat<br />
Mal ve makam sahibi olmak başka, mal ve makam sevgisi başkadır. Dünya ve ahiret saadetine kavuşmak ve insanlara hizmet edebilmek için mal ve makam sahibi olmak çok iyidir. Bütün dünya bir kimsenin olsa, mala mağrur olmadan dine uygun harcasa, çok büyük sevap kazanır. Süleyman aleyhisselam, büyük bir zenginlik ve saltanat içinde yüzdüğü halde, Cenab-ı Hak, Kur’an-ı kerimde, (O ne iyi kuldur) diye övmektedir. (Sad 30)<br />
Peygamber efendimizden sonra insanların en üstünü olan Hazret-i İbrahim’in ovaları dolduran davarları yanında yalnız yarım milyon sığırı vardı. Mal ve makamı kötüye kullanmak zararlıdır. İnsanı iyilik etmekten alıkoyan her şey dünyadır. Kur’an-ı kerimde, Cennetin, makam hırsıyla büyüklük taslamayan kimselere verileceği bildirilmektedir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(“La ilahe illallah” diyen, dünyayı dinden üstün tutmadıkça, Allahü teâlânın gazabından ve azabından kurtulur. Dini bırakıp dünyaya [haramlara] sarılırsa, Allahü teâlâ, ona; “Yalan söylüyorsun” buyurur.) [Hakim]<br />
(Dünya işi için üzülen Allahü teâlâya karşı öfkelenmiş olur.) [Taberani]</p>
<p>En kaliteli islami sohbet ve dini sohbet sitesi http://www.islamidinisohbet.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidinisohbet.com/islam-dininde-calismakta-ibadettir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>islam dininde mezhepler</title>
		<link>http://www.islamidinisohbet.com/islam-dininde-mezhepler.html</link>
		<comments>http://www.islamidinisohbet.com/islam-dininde-mezhepler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 16:43:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[hanefi mezhebi]]></category>
		<category><![CDATA[islam dininde mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal7 chat]]></category>
		<category><![CDATA[kanal7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[şafi mezhebi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidinisohbet.com/?p=63</guid>
		<description><![CDATA[Selamun aleyküm sevgili islamidinisohbet.com kullanıcıları. Bu yazımızda inşallah sizlere islamiyette ve islam dininde mezheplerden bahsedeceğiz.. Sözlük anlamı gitmek, izlemek, gidilen yol demektir. Mecazi olarak kişisel görüş, inanç ve doktrin karşılığında da kullanılır. Terim olarak bir müctehidin, dinin ayrıntılarına ilişkin, kendine özgü kural ve yöntemlerle oluşturduğu inanç ya da hukuk sistemini dile getirir. İslâm tarihinde, mezheb [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Selamun aleyküm sevgili islamidinisohbet.com kullanıcıları. Bu yazımızda inşallah sizlere islamiyette ve islam dininde mezheplerden bahsedeceğiz..</p>
<p>Sözlük anlamı gitmek, izlemek, gidilen yol demektir. Mecazi olarak kişisel görüş, inanç ve doktrin karşılığında da kullanılır. Terim olarak bir müctehidin, dinin ayrıntılarına ilişkin, kendine özgü kural ve yöntemlerle oluşturduğu inanç ya da hukuk sistemini dile getirir.</p>
<p>İslâm tarihinde, mezheb kelimesi genel olarak itikadi, siyasi ve fıkhi görüşlerin hepsi için kullanılmıştır. Buna karşılık siyasi ve itikadi mezhepler daha çok Fırka, Nihle, Makale kelimeleriyle ifade edilmiştir. Fırka (çoğulu fırak), farklı görüşlere sahib insan topluluğu demektir. Nihle (çoğulu nihal), görüş, inanış ve kabul ediş tarzı demektir. Makale (çoğulu makalat), fikir, inanış, görüş ve söz demektir. Çeşitli dinleri belirtmek için de Milel (tekili mille) kelimesi kullanılmıştır.</p>
<p>Bazı mezheb tarihçileri, İslâm mezheblerini Hz. Peygamber&#8217;den rivayet edilen bir hadise göre taksim etmişlerdir. Bu hadiste Yahudilerin yetmiş bir, Hristiyanların yetmiş iki, fırkaya ayrıldığı, İslâm ümmetinin ise yetmiş üç fırkaya ayrılacağı, müslümanlardan Cehennem&#8217;den kurtulacakların Rasulullah&#8217;ın ve ashabının yolunu takib eden fırka (başka bir rivayette de birlik ve beraberlikten ayrılmayan cemaat) olduğu beyan edilmektedir (Tirmizi, İman, 18; Ebu Davud, Sünnet, 1; İbn Mace, Fiten 17; ed-Dârimî, Siyer, 75. Bu hadisin çeşitli rivayetleri için bk. Abdulkahir el-Bağdadi, el-Fark beynel-Fırak, Kahire, t.y. s. 4-10.).</p>
<p>Bazı mezheb tarihçileri bu hadiste söylenen rakamın çokluktan kinaye olmayıp hakiki sayı olduğuna inanarak yazdıkları eserlerde ana mezhebleri tesbit etmiş ve bunları da kendi aralarında kollara ayırarak mezheblerin sayısını yetmiş üçe ulaştırmışlardır. Yetmiş üç sayısını doldurmak isteyen bu âlimler, ne ana fırkaların, ne de kollarının sayısında ittifak edebilmişlerdir. Abdulkahir el-Bağdâdî (v. 429/1037) &#8220;el-Fark beynel-Fırak&#8221; isimli eserini, Ebul-Muzaffer el-Esferayînî (v.471/1078) &#8220;et-Tabsir fi&#8217;d-Din&#8221;isinıli eserini bu şekilde yazmışlardı. Bazı âlimler de hadiste bildirilen rakamın yalnızca çokluğu ifade ettiğini kabul ederek, eserlerini mezheblerin sayısına önem vermeden yazmışlardır. Ebul-Hasen el-Eş&#8217;arî (v.324/936) &#8220;Makalatü&#8217;l-İslamiyyin&#8221;i, Fahrettin er-Râzî (v.606/1210) &#8220;İtikadatü Fırakıl-Müslimîn vel-Müşrikîn&#8221;i bu tarzda yazmışlardır. İbn Hazm da (v. 456/1064) sahih olmadığını iddia ederek bu hadisi reddetmiş ve &#8220;el-Fasl fil-Milel ve Ehvai ve&#8217;n-Nihal&#8221; isimli eserinde tesbit edebildiği mezhebleri yazmıştır.</p>
<p>İslâm Tarihinde Mezheblerin Çıkış Sebebleri</p>
<p>Müslümanlar arasında mezheblerin çıkışını etkileyen başlıca sebepler şunlardır:</p>
<p>1- İnsanların anlayış ve idrak seviyelerinin farklı oluşu, arzu ve isteklerinin uyuşmazlığı.</p>
<p>2- Metod ve ölçülerin farklı oluşu. Mesela; Mu&#8217;tezile aklı esas almış ve nakli buna tabi kılmış, Ehl-i Sünnet nakli esas almış ve aklı bunu destekleyici mahiyette kullanmış, İslâm filozofları sadece aklı esas almışlardır.</p>
<p>3-Arab ırkçılığı. Hz. Peygamber zamanında ortadan kalkan Hz. Osman&#8217;ın hilafetinin son yıllarında yeniden açık bir şekilde ortaya çıkarak anlaşmazlıklar üzerinde etkili oldu.</p>
<p>4- Hilafet münakaşaları ve bunun neticesinde ortaya çıkan fitne ve iç savaşlar. Bu savaşlarda müslümanlardan ölenlerin ve öldürülenlerin durumu, öldürme (katl), büyük günah işleyenlerin (mürtekib-i kebirenin) durumu meselesi, büyük günah işleyenin kâfir olup olmaması, kader, cebir ve kulun iradesi meselesi, bu iç savaşlarda kaderin rolü, gibi meseleler müslümanlar arasında farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.</p>
<p>5- Karşılaşılan eski kültür ve inançların etkisi. Fethedilen ülkelerin değişik kültür ve dinlere mensub halkının bir kısmı samimi olarak ve bir kısmı da zahiren müslüman olmuşlardı. Bunlar eski din ve inanışlarının etkileri altında cebir, ihtiyar, Allahın sıfatları hakkında fikirlerini ortaya koşmuşlar ve bir kısım müslümanları da tesirleri altına almışlardı. Selef alimlerinin bunlara cevap vermekte yetersiz kalması sebebiyle Mutezile mezhebi ortaya çıktı. Bu mezhebin salikleri de akaidde akla önem veren bir metod geliştirmişlerdi.</p>
<p>6- Eski Yunan, Hind ve İran felsefesinin Arapçaya tercüme edilmesi. Eski felsefenin pek çok hükümleri İslam akaidi ile uyuşmuyordu. Bazı müslümanlar İslam Akaidini felsefenin tesiri altında kalarak mütalaa etmişler ve çeşitli görüş ayrılıklarına sebep olmuşlardır. Mutezile, felsefe ile meşgul olmuş, İslam akaidini açıklamada felsefi metodları uygulamışlardır.</p>
<p>7- Bir takım kıssacı ve hikayeciler, İslamla uyuşmayan asılsız hikayeleri nakletmişler ve müslümanlar arasında yaymışlardır. İsrailiyat denilen ve İslâmla bağdaşmayan bu hikayeler tefsirlere ve İslâm tarihlerine girmiş ve bu da müslümanlar arasında ihtilaflara yol açmıştır.</p>
<p>8- İslâmın tanıdığı fikir hürriyeti. Hicri I. asrın sonlarından itibaren herkes istediği gibi düşünür ve görüşünü söylerdi. Açıkça zarurat-ı diniyyeden birini veya birkaçını inkâr etmek hâriç, fikirler ve kanâatler üzerinde baskı yoktu. İlim adamları ortaya atılan meseleler üzerinde deliliyle birlikte hakikati arar, fikir ve kanaatını serbestçe beyan ederdi.</p>
<p>9- Nassların karakteri. Kuranda muhkem ve müteşahih ayetlerin bulunması. Müteşabih nasların belirlenmesi ve bunların tefsir ve te&#8217;villeri ihtilafa yol açmıştır.</p>
<p>10- Hadislerin, zabt edilme ve senedi konusunda konulan şartlar sebebiyle sahih, hasen ve zayıf kısımlarına ayrılması, zayıf hadisle amel edilip edilemeyeceği de ihtilaflara yol açmıştır.</p>
<p>11- Arabçanın gramer ve belâgatını bütün incelikleriyle bilememek. İslâmın maksadını anlamamak, hüküm çıkarırken cehalet sebebiyle Kur&#8217;ân&#8217;ın bütünlüğüne riayet edememek.</p>
<p>12- Heva ve nefse uymak, arzulara tabi olarak delilsiz hüküm vermek, başkalarını delilsiz taklid etmek.</p>
<p>13- Örf ve âdetlerin değişik olması da mezheblerin çıkış sebeplerinden birisidir.</p>
<p>Mezheplerin Çıkışı</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s), hayatta iken sahabiler arasında herhangi bir ihtilaf&#8217; yoktu. Dinin usul ve füruunda sahabilerden bazısının anlamadığı bir mesele çıkarsa, Hz. Peygamber&#8217;e sorar, o da açıklardı. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer devirleri ile Hz. Osman&#8217;ın hilafetinin ilk yıllarında da herhangi bir ihtilaf çıkmamıştı. Sahabe ve tabiin devirlerinde akaidde bir mesele çıkarsa, hemen güvenilir alimlere müracaat olunur, hükmü alınır, ihtilafın çıkmasına fırsat verilmezdi. Akaid konularında vukua geldiği zaman ihtilaf ve çekişme ümmet için zararlı olur. Sahabe ve tabiin zamanlarında Ferâiz meseleleri gibi amele ait bazı ayrıntılarda görüş ayrılıkları olmuşsa da ameli sahadaki ihtilafın, çekişmeye sebep olması şöyle dursun İslâm toplumu için bir rahmet olmuştur. Hz. Osman&#8217;ın şehadetinden sonra tehlikeli olan siyasi ihtilaflar çıkmaya başladı. Özellikle hakem olayından sonra İslâm&#8217;da ilk siyâsî ayrılık ve bid&#8217;at mezhebleri kendilerini gösterdiler. İlk çıkan mezhebler siyası mahiyette olup bunlar dini bir kisveye bürünmüşlerdi.</p>
<p>Müslümanlar arasında zuhur eden iç savaşlarda Hz. Ali&#8217;nin yanında yer alan sahabe ve tabiine Şia-i ûlâ denilmişti. Daha sonra ortaya çıkan Hz. Ali taraftarı mutaassıb grubların da Şia diye anılmaları sebebiyle Şia-i Ûla&#8217;ya bu &#8220;Ehl-i Sünnet vel-Cemaat&#8221; denilmiştir.</p>
<p>Hakem olayına itiraz edip Hz. Ali&#8217;nin ordusundan ayrılanlara Havâric (hariciler) veya Marika veyahut Muhakkime-i Ülâ denilirdi. Diğer taraftan Hz. Osman&#8217;ın katillerinin yakalanıp kısas yapılmasını isteyenlere Şia-i Osman denilmişti. Hz. Osman&#8217;a sevgi besleyip Muaviye tarafını tutanlara da Nasıba deniliyordu. Emeviler devletinin yıkılmasından sonra Nasıba tamamen silinip gitmiştir.</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin vefatından (40/660) sonra İbn Ömer, İbn Abbas gibi daha bir kısım sahabe hayatta iken akaidde meydana gelen ilk bid&#8217;at mezhebi, Kaderiyye olmuştur. Kader kulun ihtiyar ve iradesi hakkında ilk konuşan, Ma&#8217;bed el-Cüheni (80/699), sonra bunun görüşlerini yayan Gaylan ed Dımeşki (126/743) olmuştur. Ma&#8217;bed, kulun tam ve mutlak bir iradesi olduğunu, kaderin bulunmadığı fikrini ortaya atınca, o zaman hayatta olan İbn Ömer ve İbn Abbas, bu fikirlere karşı çıkarak onu şiddetle kınamışlardı. Sonra Ca&#8217;d b. Dirhem (v. 118/726 cebir fikrini ortaya atmış, talebesi Cehm b. Safvan (v. 128/745) Ermenilere karşı bir ayaklanmaya katıldığı için öldürülünceye kadar bu fikrin yanında Allah&#8217;ın sıfatları hakkında görüşlerini yaymıştı.</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin şehid edilmesinden (40/660) sonra, ashabın yolunda giden Ehl-i Sünnetin karşısında olan beş ayrı ana bid&#8217;at mezhebi ortaya çıkmıştır ki bunlar ileride zuhur edecek diğer bid&#8217;at mezheplerine kaynaklık etmişlerdir. Bu beş ana bid&#8217;at mezhebi Havaric, Kaderiyye, Cebriyye (Cehmiyye), Şia (Keysaniyye, Zeydiyye, İmamiyye) ve Mürcie&#8217;dir.</p>
<p>İslamda Mezheplerin Hükmü</p>
<p>Usul-i dinde (akaidde) ihtilaf zararlıdır. Akaidde ihtilaf, bid&#8217;at ve sapıklığa götürür. Sapıklık da büyüdüğü zaman küfre kadar iletir. Akaidde ihtilaf, İslam ümmetinin birliğini bozar, dinde tefrika doğurur. Bu sebeple, sahabe ve bunlara güzellikle tabi olan selef alimleri Usul-i dinde (akaidde) ihtilafı haram saymlş1ar ve buna asla cevaz vermemiş1erdir. Çünkü ümmetin birlik ve dayanışmasını aynı iman esasları etrafında ittifak etmek sağlar. Kamil imanın mü&#8217;minleri birbirleriyle birleştirdiği kadar başka hiç bir şey birleştiremez: &#8220;Ve (Allah) onların gönüllerini (iman ve Allah sevgisiyle birleştirendir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi harcamaz olsaydın yine onların (müslümanların) gönüllerini bu derece kaynaştıramazdın Çünkü Allah onların aralarını (iman ile) birleştirip kaynaştırdı. Çünkü O mutlak galibtir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir&#8221; (el-Enfal, 8/63).</p>
<p>İslam birliğini parçalayıcı nitelikteki akide ayrılıklarının haram olduğuna delalet eden ayetler çoktur: &#8220;Hepiniz toptan Allah&#8217;ın ipine sarılınız. Ayrılıp parçalanmayınız.&#8221; &#8220;Siz kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ihtilaf ederek dağılıp parçalananlar gibi olmayın&#8221;(Alu İmran, 3/103,105). Hz. Peygamber&#8217;in Allah tarafından&#8217; getirmiş olduğu kesin delillerle sabit olan bir hükmün kendisi ihtilaf konusu yapılamaz. Dinden olduğu kesin delillerle bilinen esaslardan (zarurâtı diniyyeden) birini veya birkaçını inkâr eden bir mezhebin İslâm ile alakası kesilir.</p>
<p>Fıkıhtaki ihtilaflar, itikattaki ihtilaflar gibi bid&#8217;at ve delâlete götürmez. Usul-i din ile füru-ı dindeki (amelî hükümdeki) ihtilaf arasında büyük fark vardır. İslâm dininin akaidinde kesin delilsiz ihtilaf haram, bid&#8217;at ve dalalet sayılırken fıkhi meselelerde içtihadların farklılığı rahmet sayılmıştır. Böylece zaman ve mekânlara göre Muhammed ümmetine geniş imkânlar sağlanmış olur. Hz. Peygamber (s.a.s.) Muaz İbn Cebel&#8217;i (v.19/640) Yemen&#8217;e vali olarak gönderirken ona sordu. &#8220;Ne ile hükmedeceksin?&#8221; O da &#8220;Allah&#8217;ın kitabıyla&#8221; &#8220;-Onda bulamazsan.&#8221; Muaz: &#8220;Rasulullah&#8217;ın sünnetiyle hükmederim&#8221; dedi- &#8220;Bunların herikisinde de bulamazsan ne yaparsın.&#8221; diye sorunca, Muaz: &#8220;O zaman re&#8217;yimle içtihad ederim.&#8221; dedi. Rasulullah bu cevaptan memnun kalarak</p>
<p>&#8220;Rasulünün elçisini, rasulünün razı olacağı bir şeye muvaffak kılan Allah&#8217;a hamdolsun &#8221; dedi (Ebû Dâvûd, el-Akdiye, 11; Ahmed b. Hanbel,Müsned, V, 230, 236). Böylece Rasulullah Kitab ve Sünnet&#8217;te hükmü bulunmayan meseleler hakkında ictihad etmesine izin verdi. Fakih sahabiler de Muaz b. Cebel&#8217;in yolunu takip ettiler.</p>
<p>Yalnız &#8220;mevrid-i nas&#8217;da içtihada mesağ yoktur&#8221; yani Kitab ve Sünnet&#8217;te hükmü bulunan bir mesele içtihad konusu olamaz. Nasslardaki hükmü ne ise onunla hüküm verilir. Hadisler mütevatir, meşhur, ahad, muttasıl, munkatı, mürsel gibi kısımlara ayrılır. Mütevatir (bunun sayısı çok azdır) ve meşhur hadisi her müctehid delil olarak alır. Hanefiler hadis hususunda titiz davrandıkları için çoğu zaman ahad haberi delil olarak kabul etmezlerdi. Şâfiî, ahad haberi kıyasa tercih ederdi.</p>
<p>Tabiin ve Tebe-i Tabiin devrinde Hicaz&#8217;da hadis bilenler çok olduğu için Hicaz fukahasına &#8220;Ehlül-Hadis&#8221; denmiştir. Irak&#8217;ta daha çok rey, kıyas ve içtihad yoluyla hüküm verildiği için, Irak fakihlerine de &#8220;Ehl-i Rey&#8221; denilmiştir.</p>
<p>Hicri I. asrın sonlarından itibaren mezheblerin kurucuları, akaid ve fıkıhtaki görüşlerini beyan ederler, meselelerin hükümlerini açıklarlardı. Bunlardan okuyanlar ve yazanlar, sözlerini ve içtihadlarını duyan insanlar, bunların görüş ve açıklamalarına uyarlardı. Böylece bu zatların görüş ve içtihadları halkın anlayışlarında bir mezheb olarak yerleşir kalır. Mezheb sahibi olan bu büyük âlim ve imamlar hiç bir zaman, biz bir mezheb kuruyoruz, bize uyunuz, diye halkı görüşlerine uymaya çağırmazlardı. Hükümdar, emir gibi kimselerin davet ve emriyle de bir mezheb kurmaya yeltenmemişlerdi.</p>
<p>Fıkhi ihtilafın cevazıyla beraber mezhebi içtihadın Kur&#8217;ân&#8217;ın ruhuna uygun olması gereklidir. Yani içtihat tevhid, mahlukata şefkat, başkalarının can, namus ve mal haklarına hürmet, iffet, adalet, eşitlik, istikamet, emanet ve vazifelere riayet, iyilik ve bunda yardımlaşma esaslarına aykırı olmamalıdır. Peygamberimiz, müctehidin içtihadında isabet ederse, iki sevab, iyi niyetle Allah rızası için yaptığı içtihadında hata ederse, bir sevab alacağını söylemiştir (Buhari, el-İ&#8217;tisam, 21; Müslim, el-Akdıye, 6).</p>
<p>Bid&#8217;at Mezheplerinin Özellikleri</p>
<p>Bid&#8217;at; bazı kimselerin dinde olmayan bir şeyi sonradan ortaya atıp bunu şer&#8217;î imiş gibi göstermeleri ve bununla Allah&#8217;a ibadeti kasdetmeleridir. Bid&#8217;atlar, küfre götüren ve küfre iletmeyen olarak iki kısımdır. Mesela; Bahaîlerin Hz. Muhammed&#8217;in son peygamber olmayıp ondan sonra rasullerin geleceğini iddia etmeleri. Nusayrîlerin Hz. Ali&#8217;ye ulûhiyyet isnad etmeleri küfürdür. Mu&#8217;tezile&#8217;nin Kelâmullah&#8217;ın mahlûk olduğu görüşünde olmaları ise, küfre götürmeyen bir bid&#8217;attir.</p>
<p>Acaba akaidde hangi ihtilaf sünnet dairesinde, yani Rasulullah ile ashabının takib ettiği yola uygun, hangisi Rasulullah&#8217;ın akide sünnetinin dışındadır. Küfre giren bir mezhebi tesbit etmek kolaydır. Fakat akaid sahasında ortaya atılan bütün bid&#8217;atları tesbit etmek, imkânsız değilse de çok zordur. Bid&#8217;at mezheblerinin bütün alâmetlerini tam olarak vermek zor ise de bunların açık ve genel özellikleri şöyle sıralanabilir.</p>
<p>1- Müslümanların büyük kalabalığından, ehl-i İslâmın büyük çoğunluğundan ayrılmak. Sahabiler ve büyük müçtehid imamların yolundan gidenler, müslümanların büyük kalabalığını teşkil ederler. Bunlara da sünnîler denilir.</p>
<p>2- Kendi heva ve heveslerine tabi olmak. Delilsiz takib edilen yollar eğridir ve bid&#8217;at yoludur.</p>
<p>3-Mütevatir hadisten başkasını kabul etmemek küfre götürmezse de sahih hadisleri kabul etmemek eğrilik ve sapıklığa götürür.</p>
<p>4-Kitab ve Sünnet&#8217;te bulunmayan bir kavli veya bir fiili şer&#8217;î ve dini olarak ortaya attıklarında, halkı bunu kabul etmeye zorlamak, halkı buna uyması için baskı yapmak.</p>
<p>5- Kur&#8217;an&#8217;ın muhkemini bırakıp müteşabihlerine tabi 6lmak ve muhkem âyetleri de delilsiz keyfi olarak te&#8217;vil etmek.</p>
<p>6- Hüküm çıkarırken Kur&#8217;anın bütünlüğüne riayet etmemek. Halbuki Kur&#8217;an&#8217;ın birbirleriyle çelişen hiç bir âyeti yoktur. &#8220;Eğer o (Kur&#8217;an) Allah&#8217;tan başkası tarafından olsaydı, elbette içinde birbirini tutmayan pek çok şeyler bulurlardı&#8221; (en-Nisa, 4/82).</p>
<p>7- Zarurat-ı diniyyeden birini veya bir kaçını inkâr etmek, iman esaslarının zıddı olan bir takım inançlar taşımaları sebebiyle bazı mezhebler küfre düşmüşlerdir.</p>
<p>Mezheblerin genel tasnifi</p>
<p>islâm tarihinde zuhur etmiş mezhebler başlıca üç kısımdır:</p>
<p>A) Siyasi mezhebler: Bunlar önceleri siyasi bir maksatla ortaya çıkmış, sonraları itikadî bir kisveye bürünmüşlerdir. İlk önce zuhur eden siyâsî mezhebler üçtür. Nasıba: Hz. Osman ve Muaviye taraftarları, Şia: Hz. Ali taraftarları; Havaricde: Hz. Ali ve Muaviye&#8217;ye karşı çıkanlardır.</p>
<p>B) İtikadi Mezhebler (akaid mezhebleri): İkiye ayrılır:</p>
<p>1- Ehl-i Sünnet mezhebleri: Bunlar da ikiye ayrılır: a) Eh1-i Sünnet-i hassa denilen Selefiyye. Selefiyye&#8217;nin mütekaddimini ve müteahhirini vardır. b) Eh1-i Sünnet-i amme: Matüridiyye, Eş&#8217;ariyye. Bunlara Halefiyye de denir.</p>
<p>2- Ehl-i Bid&#8217;at: Ehl-i Bid&#8217;at mezhebleri de ikiye ayrılır:</p>
<p>a) Küfre düşmeyenler. İki kolu dışında Hariciye, Kaderiyye, Mutezile, Cebriyye (sorumluluk yoktur diyenleri hariç), Zeydiyye, İmamiyye (İsna Aşeriyye), Kerramiyye, Naccariye, Haseviyye.</p>
<p>b) Küfre düşen bid&#8217;at mezhebleri: Haricilerden Acâride&#8217;nin Meymuniyye kolu, Yezidiyye, Batıniyye-i Nizariyye (ki bu mezheb hicri 5. asrın sonlarına doğru Hassan Sabbah tarafından kurulmuştur), Nusayriyye, Dürziyye (Dürzilik), Babilik ve Behailik (Behaiyye).</p>
<p>C) Fıkhî mezhepler: Fıkıh mezheblerinin hepsi de Kur&#8217;an ve Sünneti esas alırlar. Bunlar da ikiye ayrılır:</p>
<p>1- Bugün tabileri bulunan mezhebler: Hanefiyye, Şafüyye, Malikiyye, Hanbeliyye, Caferiye, Zeydiye ve Zahiriyyedir. Bu sonuncusunun müntesibi pek az kalmıştır. Hindistan taraflarında Zahiri mezhebine bağlanan pek az kimse vardır.</p>
<p>2- Tabileri kalmamış olanlar: Bugün tabi ve müntesibleri kalmamış ve fıkıh tarihine geçmiş olan mezheblerin imamları şunlardır: Abdullah b. Şübrüme (v.h. 144), Abdurrahman el-Evzai (v. 157), Süfyan es-Sevri (v. 161), Muhammed b. Abdurrahman b. Ebi Leyla (v. 148), İshak bin Rahuye (Raheveyh, v. 238), Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi (v. 310), Leys b. Sa&#8217;d (v.175), Müzeni (v. 264), Ebu Sevr İbrahim b. Halid Muhammed b. İshak b. Huzeyme (v. 311).</p>
<p>Akaid mezheblerin muhtelif açılardan taksimi:</p>
<p>A) Allah&#8217;ın sıfatları. Allah&#8217;ın sıfatlarını, zat-ı Bari ile kaim, hakiki ve vücudi olarak kabul edenlere Sıfatiyye denilir. Ehl-i Sünnet mezheblerinin hepsi, Hişâmiyye ve Kerramiye gibi. Yalnız Hişamiyye ve Kerramiyye Mücessime (Allah&#8217;a cismiyet isnad edenler) ve Müşebbihe&#8217;den (Allah&#8217;ı başkalarına benzetenlerden) idi.</p>
<p>Allah&#8217;ın zatından başka sıfatları yoktur, O&#8217;nun sıfatları zatının aynıdır, zatının tealluk ettiği şeylere göre bir durumudur diyenler; Cehmiyye ve Mu&#8217;tezile&#8217;dir. Bunlar, Allah bilir, âlimdir ama onun zâtına zaid hakiki bir ilim sıfatı yoktur, zatının bilme hali (alimiyyet = biliciliği) vardır, derler. Allah&#8217;ın sıfatlarını zatının aynı kabul edenlere, sıfatları nefy ettikleri için &#8220;muattıla&#8221; denilir.</p>
<p>B) İmanın hakikatı konusunda mezhebler. İman edilecek konular mü&#8217;menün bih veya imanın müteallakı denilir. Mü&#8217;menün bih, Hz. Peygamber&#8217;in Allah tarafından getirip tebliğ etmiş olduğu kesinlikle bilinen esas ve hükümlerdir. Bunlara zarurat-ı diniyye de denilir. Namaz kılmak, zinadan kaçınmak gibi zarurat-ı diniyyenin neler olduğunda -bunlar hem subutu, hem de manaya delaleti kat&#8217;i nasslar ile sabit olduğu için, küfre düşen mezhebler hariç- bütün İslâm mezhebleri ittifak etmiştir. Mü&#8217;menun bihe inanmak keyfiyetine imanın hakikatı denilir. İmanın hakikatı konusunda başlıca 5 mezheb vardır:</p>
<p>1- Cumhur-ı Muhakkikin. Bunlar Matüridiyye&#8217;nin çoğunluğu ve Eş&#8217;ariyye&#8217;nin bir kısmıdır. Bunlara göre; irnan kalb ile tasdiktir. Mü&#8217;menün bihi kalbiyle kabul edip doğrulamaktır. Bir kimseye diliyle ikrar, müslüman olduğunun bilinip ona İslâm muamelesinin uygulanması için lazımdır.</p>
<p>2- Kavl-i Meşhurcular. Bunlar Şemsül-Eimmeti&#8217;s-Serahsi, Muhammed Pezdevi gibi bir takım Hanefiyye fukahasına uyanlardır. Bunlara göre iman, kalb ile tasdik ve dil ile ikrardır. Bunlar, &#8220;öldürülmek veya evinin yakılması korkusu gibi bir mazereti olmadan diliyle de ikrar etmeyen, mü&#8217;min olmaz&#8221; diyenlerdir.</p>
<p>3- Hariciler, Mu&#8217;tezile, Zeydiyye. Bunlara göre, iman kalb ile tasdik, dil ile ikrar, farzları ile ifa etmek ve haramlardan kaçınmaktır. Büyük günahına tevbe etmeden ölen kimsenin ebediyyen cehennemde kalacağına inandıkları için bu mezheblere bağlı bulunan kimselere Va&#8217;idiyye de denilmiştir.</p>
<p>4- Kerramiyye. İman sadece dil ile ikrardır, diyenlerdir. Bu mezheb zamanla ortadan kalkmıştır.</p>
<p>5- Mürcie. &#8220;İman Allah&#8217;ı bilmektir. Kâfire yaptığı iyilik fayda vermediği gibi mü&#8217;mine de günah zarar vermez. Günahkâr mü&#8217;min cehenneme girmez, hasenâtı kabul edilir, seyyiâtı affedilir&#8221; diyenlerdir. Böyle diyenlere, mezhebler tarihinde &#8220;Mürcie-i ehl-i dalal&#8221; da denilir. Bu mezheb de zamanla yok olmuştur.</p>
<p>C- Kulun ihtiyarı ve kader konusunda çıkmış olan başlıca üç mezheb vardır.</p>
<p>1- Cebriyye: Kulun ihtiyar ve iradesinin olmadığını iddia edenlerdir.</p>
<p>2- Kaderiyye ve Mu&#8217;tezile: Kulun mutlak hür olduğunu ve işini kendisi dinleyip yarattığını iddia edenlerdir.</p>
<p>3- Ehl-i Sünnet mezhebleri: Kulun hür olduğunu kabul etmekle beraber kadere de saygılı olan kimselerin mezhebidir.</p>
<p>islami sohbet ve dini sohbet için en iyi sohbet chat sitesi http://www.sohbethane.net</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidinisohbet.com/islam-dininde-mezhepler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>islamiyette ve islamda kadın</title>
		<link>http://www.islamidinisohbet.com/islamiyette-ve-islamda-kadin.html</link>
		<comments>http://www.islamidinisohbet.com/islamiyette-ve-islamda-kadin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 16:39:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[chatsohbet]]></category>
		<category><![CDATA[dinde kadın]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyette kadın]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyette ve islamda kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadının hakları]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet sitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidinisohbet.com/?p=61</guid>
		<description><![CDATA[Selamun aleyküm değerli islamidinisohbet.com kullanıcıları. Bu yazımızda sizlere; islamiyette ve islam dininide kadın ve kadının haklarından bahsedeceğiz. İSLAM&#8217;DA KADIN HAKLARI Bir önceki sayımızda bir davada şahitlik etmekte temel prensip olarak iki erkeğin şahitliğinin söz konusu olduğu, şahitliklerin kadın ve erkekten oluşması halinde bir erkeğin yanında iki kadının bulunması gerektiği hususundan söz edilmişti. Bu sayıda bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Selamun aleyküm değerli islamidinisohbet.com kullanıcıları. Bu yazımızda sizlere; islamiyette ve islam dininide kadın ve kadının haklarından bahsedeceğiz.</p>
<p>İSLAM&#8217;DA KADIN HAKLARI</p>
<p>Bir önceki sayımızda bir davada şahitlik etmekte temel prensip olarak iki erkeğin şahitliğinin söz konusu olduğu, şahitliklerin kadın ve erkekten oluşması halinde bir erkeğin yanında iki kadının bulunması gerektiği hususundan söz edilmişti. Bu sayıda bu hükmün sebep ve gerekçelerini ele alacağız.</p>
<p>            Kadının şahitliği meselesinde akla şöyle bir soru gelebilir: Islam hukukunda bir erkeğin yanında tek kadının şahitliği niçin yeterli  görülmemiştir.? Bu soruyu şu sorular da izler: Erkekle beraber şahitlik edecek kadının yanında bir kadın daha bulunması niçin gerekli görül-müştür.? Insan olmakta kadın erkeğe eşit değil midir? Kur’anda: “Biz insanoğlunu şerefli kıldık” (1) buyurulmuştur. Bu özellikte kadın ve erkek ortak değil midir? Şahitlikte bu ayrıcalık nedendir?</p>
<p>            Bu mesele ve bu husustaki sorular hep zihinleri meşgul edegelmiştir. Bu meselenin çözümü iki noktada yoğunlaşıyor.</p>
<p>            1- Meselenin dini delil yönünden ele alınması.</p>
<p>            2- Meselenin aklî sebep ve gerekçeleri.</p>
<p>            Birinci noktayı ele aldığı-mızda öncelikle şunu ifade edelim: Daha evvel şâhitlik konusunu düzen-leyen ayetten bir alıntı yapmıştık. Ayeti tekrar hatırlamamız gerekiyor: “(&#8230;&#8230;.işlerinizde) erkeklerden iki şahit tutun. Iki erkek olmazsa hoşnut olduğunuz şahitlerden bir erkek iki kadın (olsun)&#8230;&#8230;&#8230;..”(2)</p>
<p>            Öte yandan hadis kaynaklarında da bu meselenin yer aldığını görmekteyiz. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Ey kadınlar topluluğu! Çokca istiğfar ediniz ve sadaka veriniz. Ben cehennemliklerin çoğunun sizlerden olduğunu gördüm.” (Bu sözü duyan) kadınlardan birisi:  “Ey Allah’ın Rasülü! Bize ne olmuş ki cehennemliklerin çoğunu oluşturuyoruz?” dedi. Hz. Peygamber: “Siz çok lanet okur, eşinize nankörlük edersiniz. Aklı ve dini eksik olduğu halde, dahâ akıllı bir kimseye sizden çok baskın gelen birini görmedim.” buyurdu. Kadın: “Ey Allah’ın Rasülü! (Kadının) dininin ve aklının eksikliği nedir?” dedi. Hz.Peygamber: “Dindeki eksiklik özel günlerinde kadının oruç tutmayıp namaz kılmamasıdır. Akıldaki eksiklik ise, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasıdır.” buyurdu.(3)</p>
<p>            Görülüyor ki ayet ve hadiste net bir şekilde iki kadının bir erkek yerine şahitlik edeceği ifade edilmiştir. Bu meselenin niçin’i neden’i araştırılırken işin aklî yönü öne çıkacaktır. Ancak meselenin aklî yönünü ele almazdan önce metodoloji yönünden bir noktaya işaret etmekte yarar görüyorum. Şöyle ki:</p>
<p>            Fıkıh Usûlü’nde ifade edildiği üzere emir kipi pek çok amaçlarla söylenir. Her emir kipi ile söylenen ifade, o emrin farz olduğu anlamına gelmez. Nitekim Bakara suresi 282. Ayetindeki borçlanma durumunda borcun yazılması ve şahit gösterirken iki erkek yok ise bir erkek, iki kadın şahit tutulması emri vucüb (farz) için olmayıp irşâd içindir.(4)</p>
<p>            Emrin irşâd için olması demek dünyalık bir yararı temin etmek üzere uyarmak demektir. Irşâd için olan bir emri yerine getirmek, çok sevaba nail olmayı gerektirmediği gibi, böyle br emri yerine getirmemek de sevap eksikliğini gerektirmez.(5)</p>
<p>                        Meselemizdeki aklî yönden yapılan yorum ve açıklamalara gelince: Günümüz ilim adamları, ayet ve hadiste yer alan kadının şahitliği hususunda ayrıntılı bilgiler vermişler ve mantıkî gerekçeler ileri sürmüşlerdir. Şimdi bunlardan bazılarını görelim:</p>
<p>            Seyyid Kutub, tefsirinde söz konusu ayeti açıklarken şöyle diyor: “&#8230;&#8230;Fakat bazı hallerde iki erkek şahidin bulunması kolay olmaz. Işte burada, Islam hukuku işi kolaylaştırıyor ve hanımları şahitlik etmeğe çağırıyor. Şahitlik etmekte erkeğin öne çıkarılması şundandır: Sağlıklı bir islam toplumunda yerleşmiş olan alışkanlık odur ki alış veriş işlemlerini erkekler yapar. Böyle bir toplumda kadın yaşantısını sürdürmek için çalışmaya muhtaç değildir. Kadın çalışma dünyasına girmekle kadınlık ve analık meziyetlerini incitmiş olur. Onun görevi, insanlığın en değerli hazinesi olan geleceğin neslini oluşturacak olan çocuğunu gözetip yetiştirmektir. Buna rağmen şahitlik edecek iki erkek bulunmazsa, bir erkek iki kadınla beraber şahitlik eder. Niçin iki kadın? demek için ayet-i kerime bizim bir takım zan ve tahminler  ileri sürmemize gerek bırakmıyor. Çünkü ayetin devamında: “&#8230;.birisi şaşırır unutursa, diğeri ona hatırlatır.” buyurulmuştur. (6) Ayettte sözü edilen şaşırıp unutmanın pek çok sebepleri vardır. Bunlardan birisi kadının alış veriş konularında, ticari aktivitelerde az deneyim sahibi olmasıdır. Bu özellik, kadını ticari faaliyetlerin tüm inceliklerini ve karmaşık durumlarını bilgi kapsamına almamış durumda kılabilir. Bundan dolayıdır  ki bir kadın gerektiği zaman ticari bir konuda açık seçik şahitlik yapacak durumda olmayabilir. Bu durumda ikinci kadın, ona yardım ederek konunun karmaşıklığı içerisinde hatırlatıcı  rolünü oynar, görevini yerine getirir.</p>
<p>            Bir diğer sebep kadının yaratılışındaki aktivite durumudur. Çünkü kadını analık görevine hazırlayan biyolojik organ yapısı, kadında kesin bir psikolojik durum meydana getirmektedir. Bu yapı ve özellik, kadının çocuğunun isteklerine vijdanından kopan bir tepkiyle ve süratle karşılık vermesini gerektirir. Zira ana- çocuk ilişkisindeki canlılık ağır düşünme ve davranmaya yer vermez. Bu özellik Allahın kadına ve çocuğa bir lütuf ve keremidir. Kadının bu özelliği bölünmez bir bütündür. Oysa ticari işlemlerde bir akdin gerektirdiği şahitlik büyük çapta tepkilerden uzak olmayı ve olayların değerlen-dirilmesinde etkiden ve dış tesirlerden arınmayı gerektirir. Şahitlikte kadının iki olması ilgili konudaki hukukun garantisidir.” (7)</p>
<p>            Dr. Sibâi bu konuda şöyle diyor. “Bu meselede ki farklılığın insaniyet, şerefli kılınmak veya şahitlik yapmaya ehil olup olmamakla bir ilgisi olmadığı açıktır. Nitekim Allahın şerefli kılmasında erkekle kadın eşittir. Tüm mali konularda üzerine düşeni yapma sorumlulu-ğunda da erkekle kadın eşittir. Bir erkekle beraber iki kadının şahitlik yapması şartı kadının şerefli ve değerli olmasının, saygı değer olmasının dışında bir şeydir. Islamın kadına ekonomik konularla uğraşma-sını mübah görmesine rağmen kadının asıl görevinin sosyal içerikli olduğunu dikkate almalıyız. Ki bu görev kadının aileyi ilgilendiren hususlarda yoğunlaşmasını gerektirir. Bu ise kadının vaktini evine bağımlı olarak geçirmesi demektir. Özellikle alış verişlerin yapıldığı zamanda kadın evinde olur. Bunu dikkate aldığımızda kadının mali konularda insanlar arasında dava konusu olacak maselelerde şahitlik etmesi,kadına göre nadir meselelerdir. Hal böyle olunca bir hanım çarşıda, pazarda gördüğü şeyleri titizlikle belleğinde tutma cihetine  gitmez. Bir olayla karşılaştığında, o olaya gönlünde bir yer vermeden geçer gider. Orada görüldüğü için şahitliğine başvurulduğunda, hakimin huzurunda hata etme veya gördüğünü unutma ihtimali vardır. Oysa hukukta kesinlik gerekir. Hakim hakkı ortaya koyup haksızı belirlemek için var gücüyle elinden geleni yapmalıdır.</p>
<p>            Ayetteki “&#8230; unutursa diğeri ona hatırlatır.” ifadesi, “birinin unutma veya hata etme korkusundan dolayı ikinci hanım şahit olmalı ve ona hatırlatmalıdır.” Şeklinde anlaşılmalıdır.</p>
<p>            Işte bu anlayıştan hareketle pek çok Islam hukukçusu kadınların cinayet olayları ile ilgili konularda şahitliğinin kabul edilemeyeceğini söylemişlerdir. Bunun sebebi bizim söylediğimiz gerekçedir.Yukarıdada ifade edildiği gibi hanımlar genellikle evini ilgilendiren şeylerle meşgul olur. Bir bayan için ölümle biten kavgalarda veya benzeri yaralanma hadiselerdinde hazır bulunmak kolay bir şey değildir. Bulunsa bile orada donar kalır. Oradan kaçma imkanı bulunmazsa ya o olaya bakamaz veya velveleyi basarak bağırıp çağırır. Hatta belkide bayılır. Kadının yapısı bu olunca böyle bir durumda şahitlik yaparken, suçluyu nasıl tarif edecek? Suçu nasıl anlayacak? Suç aletlerini nasıl tanımlayacak? Olayın oluş şeklini nasıl anlatacak?</p>
<p>            Islam hukukunda bilinen bir kuraldır ki cinayetlerde uygulanacak had cezaları şüphe ile düşer. Adam öldürme ve benzeri olaylarda, kadının suçun  oluşunu tam izleyememiş olması gibi bir şüphe vardır.</p>
<p>            Halbuki çoğu kere erkeklerin haberdar olmadığı kızlık, dulluk, kadının cinsiyet kusurları ve doğum gibi meselelerde kadının tek olarak şahitliği kabul edilmektedir.</p>
<p>            Demek oluyor ki mesele, kadının şerefli olup olamaması, kadına değer verilip verilmemesi,kadının şahitliğe ehil görülüp görülmemesi değildir. Bilhakis mesele yapılan şahitlikle karar vermekte titiz davranıp ihtiyatlı olmak meselesidir. Her adaletli sistemin ısrarla üzerinde durdurğu şeyde budur.’’ (8).</p>
<p>            Dr. Sibai bu uzun inceleme-sinde alım-satım ödünç verme, para bozdurma, kiralama, ipotek, vekalet, kefil olmak, havale etmek gibi meselelerde kadın ile erkek arasında bir fark olmadığını ifade ettikten sonradiyor ki: “ Şahitlik meselesin-deki erkek ile kadın arasında varolan bu farklı durum, kesinlikle insan olma, şerefli olma veya ehliyet sahibi olma yönünden erkekle kadın arasında eşitlikle alâkalı bir mesele değildir. Kadın ile erkeğin eşitliği çok eskiden beri vardır. Şahitlikteki bu durum ekenomik, sosyal, psikolojik zorunluluklardan kaynaklanmak-tadır.”(9)</p>
<p>            Prof. Muhammed Kutup bu konuda şöyle demektedir: “ Islam hukukunda iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği gibi sayılması, kadının erkeğin yarısı olduğunu göstermez. Bu olsa olsa şahitliğin güvenilir olmasını bütünüyle garantiye almak demektir. Şahitlik suçlanan kişinin lehinde olsa da aleyhinede olsa da bu böyledir.</p>
<p>            Kadının yapısındaki duygusalık ve süratli tepki gösterme özelliği, mahkemede dava konusu olarak meselelerde etki altında kalma ihtimalini beraberinde bulundurur. Bu itibarla kadın şahitlik yapacak ise yanında bir bayanın daha bulunması öngörülmüştür ki şahitlik ettiği konuda gerçeği tam olarak ifade etmezse diğeri ona hatırlatır.</p>
<p>            Kendisi lehinde veya aleyhinde şahitlik yapılan kimsenin güzel bir bayan olduğunu varsayalım, bu durum şahit bayanın kıskanclık duygusunu kamçılar, veya hakkında şahitlik yapılan kimse, bir delikanlı,yahut bir çocuk olabilir. Bu durum, şahitlik eden bayanın ya iç güdüsel duygusunu veya annelik özelliğinden kaynaklanan şefkatini harekete geçirebilir. Benzeri pek çok özellikten söz edilebilir. Bu durumlar ise farkında olarak veya olmayarak, kadının şahitlik yaptığı konuda gerçeği ifade etmesini etkileyebilir.Oysa bir konuda bayan şahidin iki tane olması halinde her iki bayanın da gerçeği saptırıp gerçek dışı şahitliktekte bulunması gerçekten az görülen bir şeydir. Zira bu durumda biri diğerinin gizlediğini ortaya çıkarır. Nitekim kadının uzmanı olduğu, kadınlarla ilgili meselelerde tek bir bayanın şahitliği geçerlidir.(10)</p>
<p>                        Prof. Zuhaylî’de kadınla erkek arasında şahitlik konusundaki farkın, onun psikolojik ve biyolojik yapısından kaynaklandığını söylüyor ve şunları ilave ediyor: “ Islam kadına  “analık” gibi saygın bir görev vermiş ve anayı babadan üç kat üstün görmüştür. Hz. Peygamber “Cennet’in anaların ayakları altında olduğunu”(12) bildirmiştir.”(13)</p>
<p>            Prof. Zuhaylî’nin anayı babadan üç kat üstün tutan islami anlayışyla ilgili ifadesi bir hadis-i şerife işaret etmektedir. Hz. Peygamberin huzuruna gelen bir adam Resulullah’a soruyor: “ Ey Allah’ın Resülü! Kendisine iyi davranmama en çok hak sahibi olan kimdir?” diye soruyor. Hz. Peygamber: “ Annendir” buyuruyor. Adam aynı soruyor üç kere tekrarlıyor. Allah’ın Resülü, her defasında aynı cevabı veriyor. Ancak dördüncüsünde: “ Babandır” buyuruyor.(14) Eğer Islamda kadını erkeğin yarısına denk tutmak gibi bir anlayış olsaydı Hz. Peygamberin cevabı bu anlayışın hatalı olduğunu göstermeye yetmiyor mu?.</p>
<p>            Bilim adamlarından bu konuda sahifeler dolusu aktarmalar yapmak mümkündür. Biz bu konuyu haddinden fazla uzatmamak için aktarmaları sürdürmüyoruz. Sadece ilgi çekici bulduğumuz için Dr. Berşâvi’den şunları nakletmekte yarar görüyoruz: “&#8230;. Fakat kadının fizyolojik yapısı gereği açık olduğu bir takım etkiler vardır. Kadın gebelik, doğum ve regl (âdet görme) dönemlerinde sinirsel ve hormon yapısı bakımından değişik haller yaşamak zorundadır. Bunların, kadının meseleleri algılamasında etkili olma ihtimali vardır. Şahitlik yapması da bu cümledendir. Bunun içindir ki Islam Hukuku kadının şahitliği ile ekeğin şahitliği arasında fark gözetmiştir.</p>
<p>            Nitekim  &#8211; daha önce ifade ettiğimiz gibi &#8211; kadının fizyolojik ve biyolojik oluşumu, onun psikolojik yapısına etki etmektedir. Kadın bu özelliği sebebiyle sinirli bir huy yapısına sahip olmaktadır. Hatta (bu etkileri yaşadığı dönemlerde) kolaylıkla yalan şahitliğe baş vurabilmektedir. Kadın’ın insan cinsini üretmedeki rolü sebebiyle, cinsel duygu eğiliminde kadın erkekten daha güçlüdür. Nitekim âdet görme dönemlerinde kadının tepkisel davranışı artar. Bünyesindeki organın kanamasından duyduğu acıyı açığa vurmamakta gayret sarfeder. Bu özellik onu duygu ve düşüncelerini saklayabilme hususunda daha güçlü ve dayanıklı kılar. Açık bir şekilde bilinmektedir ki kadın yapısı gereği bir takım etkilere açıktır. Ihtimal dahilindedir ki Islam hukukunda kadının şahitliğinde ayrıcalığın bulunmasının sebebi budur. Fakat bunun manası kadının (ne kendisinin ve de) şahitliğinin (erkekten ve) erkeğin şahitliğinden daha az değerli olması demek değildir. Bil’âkis bundan maksat kadının şahitliğini hakimin büyük bir titizlikle dikkate alması demektir. Buradaki titizlik, kadının (yukarda işaret edilen) etkileşim halinde olup olmaması bakımındandır. Böyle davranmak, her zeki ve kılı kırk yaran uyanık hakimin görevidir.” (15)</p>
<p>            Buraya kadar aktardıklarıma ve söylediklerime ilâveten iki husus üzerinde durmak istiyorum:</p>
<p>            1- Bir kerre daha ifade edelimki ayet-i kerimede ve hadisi şerifte kadının şahitliği hakkında beyan buyurulan hükmün, kadında erkeğe göre islam nazarında daha az değer verilmesi ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Bu sonucu, ayetteki gerekçeden ve hadiste ki “&#8230;..iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olması&#8230;” ifadesinden anlıyoruz. Dikkat edilirse Hz. Peygamber: “iki kadın bir erkeğe denktir” demiyor. Meselenin yoğunluğu şahitlik üzerindedir. Şahitlik meselesinin adaletle, haklıyı haksızı ayırmakla ilgili olduğu açıktır. Islam dininin de bu hususta ne kadar titiz olduğu bilinmektedir. Islam’ın adalete verdiği önem ciltlerce kitaba konu olmuştur. Şu kadarını söylemem yeterli olur sanırım ki yaptığım şahsi bir araştırmada sadece Arapça olarak eski ve yeni, yazma ve basma kitaplardan oluşmak üzere Islamdaki adalet mekanizması ile ilgili olarak 103 adet kitap tespit ettim.(16)</p>
<p>            2- Hadis-i Şerifte ifade buyurulan “kadın’ın aklının noksanlığı” husus pek çok kimse tarafından yanlış anlaşılmaktadır. Bu meselenin gereği gibi anlaşılabilmesi için “akıl” denilen nesnenin incelenmesi gerekiyor. Bu incelemenin çağımızın verilerini dikkate alarak tıp, psikoloji ve biyoloji bilimleri tarafından ele alınması icabeder. Çalışma ve araştırma alanım dışında kalan bu bilim dalları ile ilgili her hangi bir şey söylemem uygun olmaz. Ancak şunu söylemeliyim: Bu meselenin daha net bir şekilde ortaya çıkması yukarda da ifade ettiğim üzere akıl nedir? Sorusunun iyi cevaplandırılmasına bağlıdır. Zira nice kadın vardır ki pek çok erkekten daha akıllıdır. Yaşamakta olduğumuz dünyada siyaset, ticaret, eğitim, yönetim alanlarında başarılı ve akıllı hanımefendiler görülmektedir. O halde Hz. Peygamberin hadisindeki “kadının akıl noksanlığı” isabetli bir şekilde anlaşılmalı ve anlatılmalıdır.</p>
<p>            Kaynakların araştırılmasında bu hususa yeterince değinildiğini görmüyoruz. Şu kadar ki Hidâye şârihlerinden Bâbertî ve Keşşâf’ın müellifi Tehanevi, dikkat çekici şeyler söylemişlerdir.</p>
<p>            Bâbertî, akıl hakkında şu bilgileri vermektedir: “kişinin benliğinin oluşması dört kademede gerçekleşmektedir:</p>
<p>            1- Aklın oluşumu. Buna “Akl-ı Heyülâi” denir. Bu aşamada her insan (kadın-erkek) eşit durumdadır. Zira bu aşama insanın yaratılmasının ilk devresidir.</p>
<p>            2- Duyu organları yoluyla herkes tarafından bilinen şeyleri kavrayıp anlama dönemi. Bu dönemde akıl’a “Akıl bil’meleke” denir. Işte Allah’ın emir ve yasakları ile yükümlü olmak için gerekli olan akıl budur.</p>
<p>            3- Yeni bir kazanıma ihtiyaç duymaksızın dilediği anda kesin bir bilgi halindeki teorilerin hasıl olması dönemi. Bu döneme “Akıl bil’fiil” denmektedir.</p>
<p>            4.Bilinmesi zorunlu olan şeyleri öğrenmeye aklın elverişli olması dönemi. Buna da “Akıl bil’müstefâd” denir.(16)</p>
<p>            Bu dört dönem ve akıl türünün incelenmesinde üçüncü kısımda insanların farklı olduğu anlaşılmaktadır. En iyisi Allah bilir ki Hz. Peygamberin “onların aklı eksiktir&#8230;..”ifadesinden maksat budur.</p>
<p>            Zira Hz.Allah’ın kadını ve erkeği yaratırken insanlara akıl nimetini vermesinde bir ayırım yoktur. Bunun içindir ki Hz. Allah’ın emir ve yasaklarında kadın ve erkek kulları eşittir.</p>
<p>            Sanırım şahitlik meselesinde kadınlar hakkındaki farklı anlayışın sebebini  buraya kadar söylediklerimle anlatmış oldum. Cenab-ı Hak hepimize emir ve yasaklarındaki hikmeti layık olduğu gibi anlamayı müyesser kılsın.</p>
<p>Dipnotlar______________________________________________________</p>
<p>(1) Isra Süresi,70</p>
<p>(2)Bakara Süresi, 282</p>
<p>(3)Buhari, Hayz bab 6;Müslim, Iman, hadis no:132; Ebu Davud, Sünnet, Hadis no:4679;Tirmizi, Iman bab 6 ;Ibn-ı mâce, Fiten, bab, 19 ; Dâremi, Vudu’ bab 104; Ahmed b. Hanbel,Müsned, 2/67 Burada yer alan metin Müslim’in rivayetidir.</p>
<p>(4)Emir kipinin bir çok manalar ifade etmesi ve konumuzda irşad için olması hususnda bakınız: Dr. Abd’ul Kerim Zeydan, Veciz fî Usül’il Fıgh, 282; Gazali, Mustasfa, 1/417.</p>
<p>(5)Gazali, Mustasfa, 1/419-422</p>
<p>(6)Bakara Suresi,282</p>
<p>(7)Seyyid Kutup, Fî Zılâl’il Kur’an, Bakara Suresinin 282.ayetinin tefsiri.</p>
<p>(8)Dr. Sibâhi, Elmer’etü Beyn’el Fıkh-ı Vel’Kanun  sh.31 ve devamı</p>
<p>(9)Dr. Sibâi, aynı eser ve yer.</p>
<p>(10)Islamın etrafındaki şüpheler, Prof. Muhammed Kutup, Shf. 126-127</p>
<p>(11)Dr. Barşâvi, Hukuk ve Kanun açısından yalancı şahitlik, shf. 404-407</p>
<p>(12)Münavi, Feyz’ul Kadir, 3/362</p>
<p>(13) Prof. Vehbet’uz-Zuhayli, El- Vesâil, shf.162 ve devamı</p>
<p>(14)Buhari,Sahih, Edeb, bab no:2</p>
<p>(15)Mustafa Özcan, Islam Hukukunda Şahitlik Müessesesi, (Basılmamış doktara tezi) 265-277 sahifeler .arası.</p>
<p>(16)Bâbertî, iraye, 6/452;Tehânevi, Keşşaf-ı Istılahat’ıl Fünün, 2/1027</p>
<p>Seviyeli dürüst sohbet chat sitesi. http://www.sohbethane.net</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidinisohbet.com/islamiyette-ve-islamda-kadin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdest nasıl alınır?</title>
		<link>http://www.islamidinisohbet.com/abdest-nasil-alinir.html</link>
		<comments>http://www.islamidinisohbet.com/abdest-nasil-alinir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 16:34:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[abdest almak]]></category>
		<category><![CDATA[Abdest nasıl alınır]]></category>
		<category><![CDATA[çet]]></category>
		<category><![CDATA[chat]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[gusul abdesti]]></category>
		<category><![CDATA[gusül abdesti nasıl alınır]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[neden abdest alınmalı]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidinisohbet.com/?p=59</guid>
		<description><![CDATA[Selamun Aleyküm sevgili islamidinisohbet.com kullanıcıları. Bu yazımızda sizlere Abdest nasıl alınır konusuna değineceğiz ve elimizden geldiğince sizlere açıklayacağız. ABDEST Islâm&#8217;da bazı ibâdetlerin yerine getirilmesi için yapılan ve bizzat kendisi ibâdet olan temizlenmeye Abdest denir. Abdest kelimesi Farsça&#8217;da su anlamına gelen &#8220;âb&#8221; ile el anlamına gelen &#8220;dest&#8221; kelimelerinden oluşmuş birleşik bir isimdir. Arapça karşılığı olan &#8220;vudû&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Selamun Aleyküm sevgili islamidinisohbet.com kullanıcıları. Bu yazımızda sizlere Abdest nasıl alınır konusuna değineceğiz ve elimizden geldiğince sizlere açıklayacağız.</p>
<p>ABDEST</p>
<p>Islâm&#8217;da bazı ibâdetlerin yerine getirilmesi için yapılan ve bizzat kendisi ibâdet olan temizlenmeye Abdest denir. Abdest kelimesi Farsça&#8217;da su anlamına gelen &#8220;âb&#8221; ile el anlamına gelen &#8220;dest&#8221; kelimelerinden oluşmuş birleşik bir isimdir. Arapça karşılığı olan &#8220;vudû&#8221; kelimesi Hadislerde kullanılmıştır. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de ise temizlik anlamında &#8220;tahâret&#8221; ve &#8220;zekâ&#8221; kelimeleri geçmektedir. Vudû&#8217; kelimesi güzellik ve temizlik anlamına gelmektedir. Dolayısıyla ibâdete başlanmadan önce insanın iç dünyasını güzelleştirmesi ve dışını da iyice temizlemesi gerekir. </p>
<p>Islâm&#8217;da abdestin farziyetine &#8220;Ey iman edenler, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinizle birlikte ellerinizi yıkayın. Başınıza meshedin. Her iki topuğunuzla birlikte ayaklarınızı da (yıkayın)&#8230;&#8221; (el-Mâide, 5/6), âyeti delâlet etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in abdest almadan hiç bir iş yapmadığını görüyoruz (Elmalılı, Hak Dini Kur&#8217;ân Dili, II, 1583). Ancak abdest her amel ve ibâdet için değil başta namaz olmak üzere bazı ibâdetler için farz kılınmıştır. Fakat müslümanın sürekli abdestli bulunması sünnettir.</p>
<p>Abdest her şeyden önce her türlü pislik ve kirlilikten kurtulmak, yani maddî ve manevî bütün pislik ve mikroplardan uzak kalmak için İslam&#8217;ın emrettiği önemli bir ibâdettir. Mikrobun en kolay ürediği yer ağızdır. Ağızdan başlayarak el, yüz ve ayakların günde beş defa temizlenmesi İslam&#8217;ın temizliğe verdiği önemi gösterir. Böylelikle Islâm yüzyıllar önce temizliğin üzerinde durup insanoğlunu maddî-manevî her türlü pislik ve mikroptan korumayı hedeflemiştir. Bunun yanında abdest alan bir insan, kendini manen temiz ve rahat hisseder ve bu güzel his ve temiz duyguyla Allah&#8217;a ibâdete durur. Bu da ruhun temizliğini sağlamaktadır. Insanın yaratılış gayesi olan Allah&#8217;a kulluk böyle bir temizleme ameliyesi ile başlayınca insanoğluna vereceği zevk ve rahatlığın değeri sonsuzdur</p>
<p>Insan abdestle bedenen ve mânen temizlendikten sonra Allah&#8217;ın huzuruna çıkar. Böyle bir temizlenme ile günlük bütün yorgunlukları ve yükleri geride bırakır.</p>
<p>Abdest almakla, dünyevî ve uhrevî birçok fazilet ve güzellikler elde edilir. Hz. Peygamber (s.a.s.) abdestle ilgili olarak şöyle buyururlar:</p>
<p>&#8220;Bir müslüman abdest alıp yüzünü yıkadığında, yüzündeki âzaların işlediği bütün günahları; el ve ayaklarını yıkadığında el ve ayaklarıyla işlediği bütün hata ve günahları, su damlalarıyla beraber akıp gider ve kendisi de tertemiz olur. Hatta kirpik ve tırnak diplerindeki günahlarından eser kalmaz. Âdâp ve erkânına uymak suretiyle abdest alıp kıbleye dönerek: &#8220;Eşhedü en lâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerike leh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlühü&#8221; diyen bu kul için cennetin kapıları açılmıştır; o, cennet kapılarının dilediğinden içeri girer.&#8221;(Müslim, Tahare, 32, 33; Tirmizî, Tahâre, 2).</p>
<p>ABDEST NASIL ALINIR?</p>
<p>Farz, sünnet ve edeplerini yukarıdaki maddelerde verdiğimiz abdesti tertip ve usûlüne göre ancak şöylece alabiliriz: </p>
<p>Abdeste başlarken şu dua yapılmalıdır:</p>
<p>&#8220;Bismillâhilazîm ve&#8217;l hamdülillâhi alâ dini&#8217;l Islâm&#8221; .</p>
<p>&#8220;Yüce Allah&#8217;ın ismini anarak başlarım. Beni Islâm dini ve akidesi üzere yarattığı için hamd ederim.&#8221;</p>
<p>Abdest almaya niyetlendikten sonra, eûzü besmele çekilerek eller bileklere kadar yıkanır. Parmakta yüzük varsa, kımıldatılır. Altına suyun geçmesi sağlanır.</p>
<p>Uzuvların yıkanması sırasında bizden öncekilerden nakledilen şu duaları okumak abdestin edeplerindendir.</p>
<p>A- Mazmaza=Ağıza su verme sırasında: &#8220;Allâhümme einnî alâ tilâveti&#8217;l Kur&#8217;ân ve zikrike ve şükrike ve hüsn-i ibâdetike.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ım, Kur&#8217;ân-ı Kerimi okumada, seni zikretme, sana şükretme ve sana güzel şekilde kulluk etmede yardımını istirham ederim.&#8221;</p>
<p>B- Istinşak = Buruna su verme sırasında: &#8220;Allâhümme, erihnî râyihate&#8217;l Cenneti verzuknî min neîmihâ.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ım, bana Cennetin kokusunu koklat. Cennet nimetlerinden beni rızıklandır.&#8221;</p>
<p>C- Yüzü Yıkama Sırasında</p>
<p>&#8220;Allâhümme, beyyid vechî binûrike yevme tebyaddu vücûhun ve tesveddü vücûh.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ım, bir kısım yüzlerin ağarıp nurlandığı, bir kısım yüzlerin ise karardığı gün, benim yüzümü nurlandır, ağart.&#8221;</p>
<p>D- Sağl Eli Yıkama Sırasında</p>
<p>&#8220;Allâhümme, a&#8217;tınî kitâbî biyemînî ve hâsibnî hisâben yesîrâ.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ım, kitabımı -amel defterimi- sağl elime ver ve hesabımı kolaylaştır.&#8221;</p>
<p>E- Sol Eli Dirseklere Kadar Yıkama Sırasında</p>
<p>&#8220;Allâhümme, lâ tu&#8217;tinî kitâbî bisimâlî velâ min verâi zahfi.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ım, kitabımı -amel defterimi- sol elimden ve arkamdan verme.&#8221;</p>
<p>Sonra sıra başı meshetmeye gelir.</p>
<p>Kaplama mesh için, eller ıslatılır, küçük parmakla üç parmak uc uca getirilir. Önden başlayarak başın üstü sıvazlanıp arka ve yan taraflarda böylece meshedilir.</p>
<p>F- Kulakları Yıkarken</p>
<p>&#8220;Allâhümmec&#8217;alnî minellezîne yestemîune&#8217;l-kavle feyettebiûne ahseneh.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ım, beni hak sözü dinleyenlerden ve onun en güzeline uyanlardan eyle.&#8221; denilir ve kulaklar yıkanır.</p>
<p>G- Boyuna Mesh Etme Sırasında</p>
<p>&#8220;Allâhümme a&#8217;tik unuki (veya rakabeti) mine&#8217;n-nâri.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ım, boynumu Cehennem ateşinden azad buyur.&#8221;</p>
<p>H- Ayakları Yıkama Sırasında</p>
<p>&#8220;Allâhümme, sebbit kademeyye ales&#8217;sırâtı yevme tezûlü Fhi&#8217;l-akdâm.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ım, Sırat köprüsünde ayakların kaydığı günde ayaklarımı kaydırma, sabit eyle&#8230;&#8221;</p>
<p>Abdest alıp bittikten sonra Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;e salavât getirilmeli ve şu dua okunmalıdır:</p>
<p>&#8220;Allâhümmec&#8217;alnî minettevvâbîne vec&#8217;alnî mine&#8217;l-mütetahhirîn.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ım, beni, tevbe eden ve günahlarından temizlenen kullarından eyle. . .&#8221;</p>
<p>ABDESTİ BOZAN DURUMLAR</p>
<p>1- Idrar veya dışkı yollarından yani ön ve arkadan herhangi bir şeyin çıkması. Mâide sûresi 6. âyetinde &#8220;&#8230;sizden birisi abdest bozmaktan geri dönmüşse&#8230;&#8221; ve Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;e &#8220;Hades nedir?&#8221; diye sorulduğunda; &#8220;Her iki yoldan çıkandır&#8221; cevabını vermeleri, ön ve arka yollardan birinden çıkan idrar, dışkı, yel, vedi, mezi, meni, kurt ve diğer hususların abdesti bozduğunu ifâde eder. </p>
<p>2- Aklın idrak gücünü gideren hususlar; uyumak, bayılmak, delirmek, sarhoş olmak vs.&#8217;dir. Ancak oturduğu yerde kıpırdamadan uyuyan kimsenin abdesti bozulmaz. (Müslim, Vudû&#8217;, 2; Ahmed b. Hanbel, 1, 256).</p>
<p>3- Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin veya sarı su çıkması ve etrafına yayılması. Ağızdan akan kana bakılır, şâyet bu kan tükrük kadar veya tükrükten fazla ise abdesti bozulur.</p>
<p>4- Ağız doluşu kusmak. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) &#8220;Kusuntu abdesti bozar&#8221; (Tirmizî, Tahâre, 64) buyurmaktadır. Kusma ağız doluşu değilse abdest bozulmaz.</p>
<p>5- Cinsî münasebette bulunmak.</p>
<p>6- Tam olarak cinsî ilişki olmasa bile kadın ve erkeğin çıplak veya ince bir elbise ile vücutlarının veya tenâsül uzuvlarının birbirine değmesi.</p>
<p>7- Teyemmüm yapan kimsenin su bulması .</p>
<p>8- Namazda sesli olarak gülmek. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: &#8220;Sizden biriniz namazdayken kahkaha ile gülerse abdesti ve namazı birlikte iade etsin. &#8221; Kahkaha namazın dışında olursa abdesti bozmaz.</p>
<p>Bir kimse abdest alırken bazı organlarını yıkayıp yıkamadığı konusunda endişe ederse, şayet bu ilk defa karşılaştığı bir şüphe ise o organını yeniden yıkar, yok eğer sürekli şüpheye düşüp duruyorsa bu şüpheşinin önemi yoktur. Abdestini tam almış sayılır. Abdestinin bozulup bozulmadığını tam hatırlayamayan kişi kesin olarak abdest aldığını hatırlıyorsa abdestli demektir. Çünkü kesin olarak bilinen bir husus şüphelerle yok olmaz.</p>
<p>Ayrıca namaz haricinde abdestinden şüpheye düşenin abdest almasının takvaya daha yakın olduğu; fakat namaz içinde bulunan kimsenin ise abdestinden şüpheye düşmesi hâlinde namazını bozup abdest alması gerekmediği âlimler tarafından ifâde edilmiştir</p>
<p>ABDESTİ BOZMAYAN DURUMLAR</p>
<p>1- Kişinin ön veya arka yollarından başka vücudunun herhangi bir yerinden kan çıkıp, bir damla halinde kalması. </p>
<p>2- Kabuk bağlamış bir yaranın kan çıkmadan kabuğunun düşmesi.</p>
<p>3- Yaradan, burundan yahut kulaktan bir vücud kurdunun düşmesi.</p>
<p>4- Tenâsül uzvuna (cinsî organına) el sürmek.</p>
<p>5- Kadın vücudunun herhangi bir yerine dokunmak.</p>
<p>6- Ağız doluşu olmayan kusuntu.</p>
<p>7- Ağızdan çıkan balgam.</p>
<p>8- Oturduğu yerde veya namazda uyumak .</p>
<p>9- Ağlamak.</p>
<p>ABDESTİN FARZLARI</p>
<p>1-Yüzü Yıkamak </p>
<p>Yüzün bir defa yıkanması farzdır. Yüzün sınırları, saçın bittiği yerden sakal veya çene altına, kulakların köklerine kadar olan bölümdür. Gözlerin içine suyun ulaştırılması gerekmez. Ancak abdest alırken gözler sıkılmaz, tamamen açık bırakılmaz. Normal bir şekilde yüz yıkanır. Dudaklar yumulduğu zaman, dışarda kalan kısımlar yüzün sınırlarıdır. Sakal, bıyık ve kaşın altına suyu ulaştırmak gereklidır.</p>
<p>2-Kolları Yıkamak</p>
<p>Parmak uçlarından kol dirseklerine kadar -dirsekler de dahil- olan kısmı bir defa yıkamak farzdır. Eğer iğne ucu kadar kuru bir yer kalırsa veya tırnağının altına suyu geçirmeyecek (hamur, boya, çamur vb.) bir madde bulunursa, abdest alınmış sayılmaz. Ancak boyacıların tırnaklarındaki boyalardan kaçınmanın mümkün olmamasından dolayı bunlar abdeste zarar vermez. Tırnaklar parmak uçlarından dışarı taşacak kadar uzamış olursa o fazlalığı da yıkamak gerekir. Bir kimse abdest aldıktan sonra bu uzamış tırnağı keserse abdestini yenilemesi gerekmez. Parmakta yüzük var ve bu geniş ise abdest alırken bunu oynatmak sünnet, eğer yüzük dar ve altına su geçirmeyecek kadar parmağa oturmuşsa onu oynatmak farzdır.</p>
<p>3-Başı Meshetmek</p>
<p>Mesh, sözlükte eli bir şeyin üzerinden geçirmek demektir. Ibâdet hukukunda ise suyun bir vücut organına isâbet etmesidir. Başın meshedilmesindeki farz oranı alın miktarıdır. Bu miktar ise başın dörtte biridir. Meshederken üç veya daha fazla parmağı kullanmak gerekir. Iki parmakla yapılan mesh câiz değildir.</p>
<p>Başa giyilen sarık veya takke üzerine meshetmek geçerli değildir. Kadınlar da baş örtüleri üzerine meshedemezler.</p>
<p>4-Ayakları Yıkamak</p>
<p>Sağlam ve çıplak ayakları topuklarıyla birlikte bir defa yıkamak farzdır. Yaralı veya mestle örtülü ayakları yıkamaya gerek olmayıp sadece meshetmek yeterlidir. Mâide Sûresi 6. âyette geçen topuk = ka&#8217;b, ayağın iki tarafından inak kemiğine bitişik kemiktir. Rasûlullah (s.a.s.): &#8220;Vay ateşten o topukların haline&#8230; &#8221; (Buhârı, Ilim 30; Vudû&#8217;, 27,29; Müslim, Tahâre, 25-28,30; Ebû Davud, Tahâre, 46) buyurduğu ve ayakların tamamen yıkanmasını emrettiği bilinmektedir.</p>
<p>Bir kimsenin ayağında yarık varsa ve o yarığa su sızdırmayan bir ilaç sürülmüşse, o kimse ayağını yıkadığı zaman, su yarığın altına geçmezse bu durumda su, ayağa zarar verecekse abdest yerine getirilmiş sayılır ve bu câizdir. Ancak su zarar vermiyorsa abdest tam olarak alınmış sayılmaz. Dolayısıyla zarar vermediği takdirde yarıklara su ulaşacak şekilde yıkamak gereklidır .</p>
<p>GUSLÜ GEREKTİRMEYEN HALLER; </p>
<p>Henüz şehvet duygusu oluşmamış ve bulûğa ermemiş çocuğun cinsî yakınlaşmada bulunması. Tenâsül uzvundan şehvetle açık bir sıvı hâlinde meni akması. Cinsî bir şehvet duyulmasına rağmen meninin dışarıya çıkmaması. Şehvetten, başka bir şeyden (hastalık, heyecan vs.) dolayı meninin akması, kızın bekâretini gidermeyen cinsî bir yakınlaşma (çünkü kızlık zarı haşefenin sünnet yerine kadar girişini engeller). Bu gibi durumlarda gusül farz değildir.</p>
<p>Gusletmeleri farz olanların, gusülsüz olarak yapmaları caiz olan hususlar da şunlardır:</p>
<p>Zikretmek; tesbih etmek; salât ve selâm getirmek; Kur&#8217;an ayetlerini kelime kelime öğretmek; dua maksadıyla Kur&#8217;an&#8217;dan ayetler okumak: Kelime-i şehâdet getirmek; Kur&#8217;an&#8217;a bakmak; bitişik olmayan bir kap içerisinde bulunan mushafa dokunmak; uyumak (Cünübün abdest aldıktan sonra uyuması daha iyidir). Cünüp iken yemek yeneceği veya içileceği zaman elleri yıkamak ve ağzı çalkalamak gerekir. Bunların yanısıra, Ramazan&#8217;da cünüp olarak sabahlayan kimse veya gündüz uyuyarak ihtilam olan kimsenin orucu bozulmaz.</p>
<p>Cünüb olan kimsenin ise;</p>
<p>Dinî kitaplardan herhangi birini elle tutması ve okuması; elini ve ağzını yıkamadan yiyip içmesi ve eliyle tutmadığı bir kağıda Kur&#8217;an ayetleri yazması mekruhtur.</p>
<p>Gusl, Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;nın müslümanlar için emrettiği en önemli maddî-manevî temizlik biçimidir. Cenâb-ı Hak, &#8220;Eğer cünüb iseniz yıkanıp temizlenin&#8221; (el-Mâide, 5/6) buyurmaktadır. Bu yıkanmanın şeklini de Hz. Peygamber (s.a.s.) kendi tatbikatıyla bize öğretmiştir. Guslün daha çok manevî bir temizleme aracı olduğu unutulmamalıdır. Çünkü vücudumuzun herhangi bir yerinde görünür bir pislik veya kir-pas olmasa bile cünüb olan kimsenin ibadetlerini yerine getirebilmesi için mutlaka gusletmesi gerekir. Ayrıca gerekli şartları yerine getirilmeyen yıkanma, ne kadar itinalı yapılırsa yapılsın guslün yerine geçmez ve bununla cünüblükten kurtulmak mümkün olmaz. Cünüb olan kimse ilk fırsatta gusletmeye çalışmalıdır. Bu durumda ancak, içinde bulunduğu namaz vaktinin çıkmasına kadar müsaade vardır; daha fazla geciktirnıesi günâh kazanmasına sebep olur.</p>
<p>Guslün vücud için faydalarına işaret eden doktorlar bu hususta şunları söylemektedir: İnsanın başına gusletmesi gerektiren bir hal gelince bütün damarlarda büyük bir sarsıntı olur. Vücutta bir yorgunluk ve gevşeklik meydana gelir. Bu yorgunluk ve sarsıntıyı gidermek için vücudun her tarafını yıkamak lâzımdır. Demek ki; guslü gerektiren hallerde sadece bazı organlar değil, vücudun tamamı yıkanma ihtiyacı hissetmektedir. Çünkü gerek cünüblükte, gerekse hayız ve nifâs hâlinde, başta kalp olmak üzere bütün organlar ve kan dolaşımı, yorgunluklarını, ancak güzel bir boy abdesti ile tertemiz bir zindeliğe terkedeceklerdir. Allah&#8217;ın her emrinde olduğu gibi gusül abdestinde de bizim bildiğimiz ve bilemediğimiz daha birçok hikmet ve faydalar bulunmaktadır.</p>
<p>GUSÜL (BOY ABDESTİ) </p>
<p>Tepeden tırnağa kadar vücudun her tarafını hiçbir yer kuru kalmayacak şekilde yıkamak.</p>
<p>Fiil kökünden isim olan gusl, sözlükte; yıkanmak ve temizlenmek manasına gelir. &#8220;Gasele&#8221; fiili de, kirin suyla giderilmesi ve temizlenmesini ifade eder.</p>
<p>Erginlik çağına gelmiş her müslüman erkeğin ve kadının şu durumlarda boy abdesti alması gerekir.</p>
<p>1) Cünüplük; yani cinsî münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin (sperm) şehvetle vücut dışına çıkması.</p>
<p>2) Hayız (kadının âdet görmesi) ve nifâs (lohusalık) hâlinin sona ermesi.</p>
<p>Bu hallerde gusletmek farzdır. Bazı durumlarda da gusletmek, sünnet veya müstehabdır. Meselâ; Hac ve Umre yapmak maksadıyla Mekke ve Medine&#8217;ye girmeden önce, hac mevsiminde Mina ve Müzdelife&#8217;de bulunmadan önce; yağmur duasından önce; herhangi bir hayırlı iş için müslümanlarla bir araya gelmeden ve mübarek gecelerde gusletmek sünnet ve müstehabdır. &#8216;</p>
<p>Namaz için alınan abdest &#8220;küçük abdest&#8221; kabul edilerek, gusle &#8220;büyük abdest&#8221; veya &#8220;boy abdesti&#8221; adı verilmektedir.</p>
<p>Guslün farzları üçtür.</p>
<p>I) Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak. 2) Buruna su çekmek ve yıkamak. 3) Tepeden tırnağa bütün vücudu yıkamak.</p>
<p>Vücut yıkanırken en ufak bir yerin kuru kalmamasına dikkat edilmelidir. Aksi taktirde gusül yerine gelmemiş olur. Onun için kulaklar, göbek çukuru, saç, sakal ve bıyıkların dipleri iyice yıkanır.</p>
<p>Guslün sünnetlerine gelince: 1) Gusle besmele ve niyet ile başlamak. 2) Avret yerini yıkamak ve bedenin herhangi bir yerinde pislik varsa onu temizlemek. 3) Gusülden evvel abdest almak. 4) Abdestten sonra, önce üç defa başa, sonra üç defa sağ, üç defa da sol omuza su dökerek her defasında bedeni iyice oğuşturmak. 5) Guslederken çok fazla veya çok az su kullanmaktan kaçınmak. 6) Kimsenin göremeyeceği bir yerde yıkanmak. 7) Tenha bir yerde yıkanılsa bile, avret yerini açmamak. <img src='http://www.islamidinisohbet.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Guslederken konuşmamak. 9) Gusl bitince bedeni bir havlu ile kurutmak 10) Gusulden sonra çabucak giyinmektir.</p>
<p>TEYEMMÜM </p>
<p>Hükmî pisliği temizleme yollarından biri de teyemmümdür. Teyemmüm; ellerinin içiyle yeryüzü cinsinden bir şeye vurup yüzünü yıkar gibi bir defa sıvazlamak, tekrar aynı şekilde vurup, sol eliyle sağ kolunu, sağ eliyle de sol kolunu dirseklerle beraber birer defa sıvazlamak ve bunları temizlenme niyyetiyle, yani rastgele değil de, teyemmüm kastıyla yapmaktır.</p>
<p>Teyemmümün farzı ikidir: niyyet ve yüzü ve kolları sıvazlamak üzere, ellerle iki vuruş. Buna kısaca &#8220;iki darp bir niyyet&#8221; denir.</p>
<p>Teyemmümün sağlam olabilmesi için; suyu kullanmaktan aciz olmak, teyemmüm edecek şeyin temiz olması, teyemmüm edilen organların heryerini sıvazlamak şarttır.</p>
<p>Toprak, kum, kiremit, tuğla; beton ve taş gibi şeylerle, tozları olmasa dahi teyemmüm yapılır.</p>
<p>Cünüp, âdetli, lohusa ve abdestsizin teyemmümleri aynıdır.</p>
<p>Su soğuk olduğu ve ısıtma imkânı bulamadığı için, hasta olmaktan korkuyorsa gusul yerine teyemmüm yapabilir, ama bu durumda abdest yerine teyemmüm yapamaz. Gusul yerine teyemmüm eder ve ibadetler için ayrıca abdest alır.</p>
<p>Su bulunmadığı sürece teyemmüm abdest gibidir, vakit girmeden de alınabilir ve onunla istenildigi kadar namaz kılınabilir.</p>
<p>Teyemmüm yapmak isteyen kimsenin; su bulma ihtimalı varsa, dörtbir yanına doğru bir ok atımı kadar yeri araması, parası varsa normal olan fiyatla suyu satın alması, su alabileceği bir kimsede su varsa istemesi gerekir. Su bulma ihtimalı yoksa aramaz.</p>
<p>Teyemmüm edecek kimsenin, namazı vaktin sonuna kadar geciktirmesi müstehap (hoş) tır. Belki su bulabilir.</p>
<p>Teyemmümü; abdesti bozan şeyler ve abdeste yetecek kadar suyu kullanma imkânı bulunması bozar. Bu imkân, namazda iken bulunursa o namaz batıl olur ve su ile alınmış abdestle kılınması gerekir. Namaz bittikten sonra bulunursa, tekrar kılması gerekmez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidinisohbet.com/abdest-nasil-alinir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

